Parapsikoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Parapsikoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Ağustos 2012 Perşembe

Psişik okuma ve Psişik yetenekleri geliştirmek

Posted by Unknown On 04:25

Psişik okuma ve Psişik yetenekleri geliştirmek
  Şuurumuzu şimdiki farkındalığımızın ötelerine genişletme gücü hepimizin içinde saklı olarak vardır.‘Psişik Okuma’nın en  kısa tanımı da şuurumuzu şimdiki farkındalığımızın ötelerine genişletme gücü demektir. Bu yönümüze ya da bu yeteneğimize aslında “Psişik Yetenek” denir. Aslında herkesin psişik yeteneği vardır, fakat çok az sayıda insan bu yeteneklerini nasıl kullanacağını ya da nasıl kontrol edebileceğini bilir.
  Pek çok insan gibi görme, işitme, tatma, koklama, dokunma gibi bilinen beş duyunun ötesindeki algılama, görme, duyma, sezme yeteneği gibi yetenekleri olan insanlarda vardır ve onlara yapılan tanım rahatlıkla “Psişik Okuma” yapan insanlar tanımı olabilir.  Bazılarında çok küçük yaşlardan itibaren ortaya çıkarlar bazılarında ise zaman içinde tek tek ya da hepsi bir arada belirmeye başlayabilirler. Yağmura hazırlıksız yakalananlar gibi el çantanızda minik bir şemsiyeniz ya da yağmurluğunuz yoksa bir anda sırılsıklam olabilir ve karşılaştığınız şeyden ilk anda hiç hoşlanmayabilirsiniz. Ama bu yetenekler yağmurun yağması  ya da güneşin doğması gibi doğal olaylardır.
  Psişik Yeteneklerin nasıl kullanılacağı konusu binlerce yıl içinde hep saklı tutulmuştur. Bunun nedeni de bilinmeyen durumlara pek alışık olmayan günlük dünya içindeki kişileri ürkütmemek ve bazı bilgilerin kötüye kullanılmasını engellemek olmalıdır. Oysa şimdi UYANIŞ zamanında olduğumuz için tüm bilgiler ve kullanım alanları iyisi ile kötüsü ile ortalık yerdedir.
  Olur olmaz herkes bu yeteneklerini daha fazla güç ve maddiyat elde edilmesi konusunda nasıl kullanacağımızı parlak, gösterişli ve tabi ki yüksek ücretli seminerlerle bize tanıtmaya çalışmaktadır.
  “Yeteneğini kullan, en kısa yoldan bilgeliğe uzan onunla da yetinme istediğin ne varsa onu elde et” tarzındaki  popüler seminerlere ve toplantılara öyle sık rastlar olduk ki, gerçekten Psişik Yetenek ve Psişik Okuma nedir? Nasıl kullanılmalıdır? soruları, hırs ve kariyer gürültü-patırtıları arasında cılız sorulara dönüştü. Kullan da nasıl kullanırsan kullan mantığının en geçersiz olduğu alan bu alandır ve zararlı sonuçlarla karşılaşmamak için baştan dikkatli olmakta, bilgiyle hareket etmekte, ağır ve emin adımlarla gitmekte çok yarar vardır.
  Psişik Yeteneklerin Eğitimi
Yaygın bir kanıya göre bazı insanlar, Allah vergisi ihsanlar 'la doğarlar sözü her zaman geçerli olmayabilir. Pek çoğumuz zekamızı, bedenimizi, aklımızı, bilgimizi geliştirmek için ne kadar uğraş veriyorsak, psişik yeteneklerimizi de ciddiye alıp onları da aynı ciddiyetle geliştirme gayreti içinde olmalıyız. Yeteneklerin eğitimini hafife almak hiçbir yetenek için kabul edilir bir şey değildir. Psişik yeteneklerimizi geliştirmek istiyorsak, iç benliğimizle çalıştığımızı unutmamalı ve onun dilinin dış benlikten farklı olarak kısa iç konuşmalardan ve telkinlerden oluştuğunu öncelikle bilmeliyiz.
  İç benliğimiz, sadece şuurumuzun inandığı bir sınır varsa, işte onunla sınırlıdır. Bir şeyi yapamayacağımıza dair şuurlu bir kanımız varsa içsel benlik bunu kabul eder ve uygulamaya koyar. Kararı gerçekleştirmek için tüm gücünü ortaya koyar ve inanın ki onun gücü haylidir. Örneğin ben asla piyano çalamam derseniz hiç şüpheniz olmasın ki çalamazsınız ama neden olmasın, dünyanın en ünlü piyanisti olmasam da çalmak ve o notaların tınılarını duymak istiyorum derseniz, bir süre sonra epey hüner kazanmanız mümkündür. 
  Psişik yeteneklerinizi eğitmek ve geliştirmek istiyorsanız öncelikle daha önce yapamadığınız için belli bir şeyi yapamayacağınızı söylemekten kaçınmalısınız. Eğer bir şeyi denememişsek ve o şey olmamışsa, bu o işi yapamayacağımız anlamına gelmez; sadece biraz daha çalışmaya gerek olduğu anlamına gelir. Kazanmak istediğimiz beceride ustalık kazanmış birini gözlemlemek, fevkalade bir öğrenme yoludur. İç benliğin doğasında olan taklit etme becerisi, becerileri geliştirmede kullanılabilir. Diğer iki yol ise öğrenme yani o konu hakkında okuma ve bilgilenme ve denemeden geçer.
  Hepimiz Psişik Yeteneğe Sahibiz
  Bize, başkalarının beğenisini kazanacak şekilde düşünmek ve davranmak üzere, iç hissedişlerimizi dikkate almamayı öğrettiler. Sezgisel zihnimizden gelen mesajlara açık olmak, psişik yetenek pratiklerinde büyük önem taşır. Sezgisel zihin, beynin sağ yarıküresinde yerleşmiştir. Şuurumuzun bulunduğu rasyonel zihin ise soldadır. Hemen bu ikisinin altındaki limbik bölge de programlamalı zihne aittir. Programlamalı zihin şuuraltıdır. Burası rasyonel zihin tarafından alınan dış dünya hakkında sezgimizden ve hissedişimizden gelen materyali absorbe eder. Limbik bölgenin altında, tüm bedensel fonksiyonları yöneten objektif zihin bulunur. Bu zihinlerin tümü pozitif ve yansıtıcı yönüyle enerji yayınlar. Aynı şekilde, negatif ya da alıcı tarafının bir fonksiyonu olarak da enerji çekerler. Bu enerjiler farklı frekanslarda hareket ederler ya da titreşirler. Frekans yavaşladıkça mantal madde kabalaşır.
  Objektif zihin, şuuraltı programlamalı zihinden daha düşük frekansta titreşir. Benzer şekilde şuuraltı programlamalı zihin, şuurumuzun rasyonel düşünen zihninden daha düşük frekansta titreşir. Sezgisel zihin ise şimşek hızıyla çalışır. “Evrensel” düşünceleri, gelişsinler ve kuvvetlendirilsinler diye şuura aktarır.  Herkes bu zihin seviyeleri ve yayınladıkları frekanslarla donatılmış durumdadır. Başkalarından gelen düşünceleri, duyguları, heyecanları toplamak üzere hepimizin “alıcı cihazı” vardır. Ama herkes cihazlarını nasıl kullanacağını maalesef bilemez. Köpek nasıl birçok insanın duymadığı sesleri duyuyorsa, arılar nasıl bizim asla göremediğimiz renkleri görüyorlarsa, bazı insanlar da diğerlerinin algılayamadıklarını algılarlar. Çevremiz, titreşimlerin farkına varışımızın seviyesi, doğrudan doğruya geliştirdiğimiz  psişik becerilerin seviyesine bağlıdır.  Şuur dışı seviyede, psişik becerilerin zaten büyük ölçüde gelişmiş olduğunu bilmek önemlidir. Düşündüklerimiz ve hissettiklerimiz bizden çıkıp sessizce yayınlanırlar. Bu duygu ve düşünceler, bilmediğimiz bir şekilde, çevremizde etki yaratırlar. O sıradaki ilişkileri ve kendi kişiliğinizi etkilerler. Biz çevremizi ne derecede etkilediğimizin farkında değilizdir. Yansıtıcı şuur dışı ve algılayıcı şuur dışı arasındaki etkileşme, dünyamızı yaratmak üzere devam ede gelen bir süreçtir. Psişik becerilerin gelişmesi, sadece bu süreci şuurlu yönlendirme alanına getirir. Böylelikle hem giren hem çıkan akışı kontrol etmeyi öğrenebiliriz.
  Yansıtıcı ve Algılayıcı Yeteneklerimiz  Gelişecek iki temel psişik beceriden birine yansıtıcı beceriler ve diğerine algılayıcı beceriler adını verebiliriz. Bu iki tür beceriye en iyi örnek, mantal telepatidir. Telepatide iki kişiye ihtiyaç vardır. Biri gönderici, biri de alıcıdır. Bu da gösterir ki, bu kişilerin her biri, farklı bir beceriyi tezahür ettirmektedir. Psişik mesajları ya gönderirsiniz ya da alırsınız; ama ikisini de aynı anda yapamazsınız. Tüm psişik becerileriniz bu sınıflandırmanın bir bölümüne ya da diğer bölümüne dahildirler. Ya ruhsal şifa yaparsınız ya da size ruhsal şifa yaparlar. Ya bir fenomeni tezahür ettirirsiniz ya da o fenomenin tezahürünü algılarsınız.  Yansıtıcı beceriler, kendi titreşimlerinizin yayınımını kontrol etmenizi sağlar. İki benliğimiz de aynı işe senkronize olduklarında yansıma oluşur. Bu becerilere zihnin madde üzerine etkisi denebilir. Bu beceriler arasında şunlar vardır:Telepati, psikokinezi, teleportasyon, materyalizasyon ve demateryalizasyon, ruhsal ameliyat, ruhsal şifa, levitasyon ve ruhsal fotoğrafçılık.Tekinsiz evler, insanlardaki bu becerilerin kontrolsüz tezahürlerinden başka bir şey değildir.Ama o kişiler bunun farkında  değillerdir. Yansıyı beceriler için kullanılan diğer bir terim, “yaratıcı beceriler” dir. Çünkü her yansıma ile bir şeyler yaratırız. Yaratıcı şuur, psişemizin pozitif tarafıdır.
  Algılayıcı beceriler, bilgileri ve enerjiyi almanızı sağlar. Bunlar sizin farkındalık becerilerinizdir. Bunlar arasında, DDA (Duyular Dışı Algılama, İngilizcesi ESP-Extra Sensory Perception), durugörü, duruişiti, sezgi, telepati, prekognisyon (önceden bilme, geleceği bilme, kehanet), geçmişi bilme, psikometri, radyestezi, psişik okuma, psişik tanı ve kristal kürede vizyon görme vardır. Daha sonra küreye de gerek kalmaz zaten küre sadece konsantrasyon için bir aracıdır. Algılayıcı ve yansıyıcı beceriler beraberce çalışırlar, ama aynı anda değil. Önce biri çalışır, sonra diğeri. Algılayıcı ve yansıyıcı becerilerle çalışırken, biri diğerinin çizgisini geçmemelidir. Yani, birbiriyle uyumlu olmalı ve karışıklık meydana gelmemelidir.
  Birçok insan, algılayıcı ve yansıtıcı becerilerinde bu ahenkli bütünlüğü elde etmişler ve de psişik alanda meşhur olmuşlardır. Bir süre başka şeylere bağlanmışlar, ama psişik yeteneklerinin eğitilmesi üzerine bu yönlerine önem vermişler ve kendilerine yeni yollar açmışlardır.
  Psişik Okuma  Ara sıra yaşanan sınırların ötesine taşmış farkındalık deneyimleri, bazı şeyleri sezgisel olarak, duyusal algıların desteği olmaksızın bilmemizle sonuçlanabilir. Nasıl olduğuna pek dikkat etmesek de bunu sık sık yaşıyor olabiliriz. Telefon çaldığında kimin aradığını bilebiliriz. Bir mektubun veya paketin yolda olduğunu biliriz. Telefon çaldığında kimin aradığını bilebiliriz.En doğru zamanda en doğru yerde olmak gibi harika bir yeteneğe sahip olabilir kolayca   park yeri bulabilir, girdiğimiz ilk dükkanda aradığımız malı bulabiliriz. Problemlerin nasıl çözümleneceğini bilebiliriz. Okuduğumuzu hiç çaba harcamadan kavramada fevkalade yetenekli olabiliriz. Kişisel  bazda veya dünyanın herhangi bir yerinde olacak olayları önceden bilme durumlarıyla karşılaşabiliriz. Telepatik ve önceden haber veren rüyalar görebiliriz. Bir insanı düşünerek onun düşüncelerini ve içinde bulunduğu koşulları bilebiliriz.
  Bazı kişilerin içsel yetenekleri öyle gelişmiştir ki bu şeyleri ve daha birçoklarını iradi olarak yapabilirler. Bulundukları yerden çok uzak yerlerde olan hadiseleri iç vizyonlarıyla görebilirler. Bir başka kişinin zihnini veya bedenini görebilir, hastalık ve psikolojik rahatsızlıkların tezahürüne neden olan iç şartları teşhis edebilirler. Bazıları doğanın sübjektif seviyelerine nüfuz edebilir ve evrenin daha ince işlerini ayırt edebilirler. Bazıları da Hakikatin Özünü görür ve tezahür halindeki yaşamın kaynağını bilirler.
  Bu yeteneklerle, farkındalığı arttırmak ve işlevleri gerçekleştirmek amacıyla bir süre uğraşmak ve deneyim yapmak faydalı olabilir. Fakat bunları ruhsal büyümeyi ihmal etme noktasına gelecek kadar çok kendini kaptırmak ve aşırı meşgul olmak zararlıdır. Bizim yalnızca bir beden veya zihin olmaktan öte bir yanımız olduğunu bize kanıtlamaları bakımından ara sıra  deneyimlenen duyular dışı idrak diğer adıyla DDA olaylarının faydası olabilir. Bu sayede ruhsal potansiyelimizi gerçekleştirmeye götüren daha yüksek bilgileri kazanma olasılıklarını keşfetmeye esinlenebiliriz. Kendi kendine şifa vakalarına ve bunların belli  koşullarda meydana getirdiği belirgin düzelmelere ve hatta odaklanmış bir niyet vasıtasıyla fizik nesnelerin materyalize oluşu vakalarına tanık olmuş veya deneyimlemiş birçok kişi, bunların sonucundan yaşamlarını daha olumlu yönde değiştirmişlerdir. Fizik evrenin hiç de sanıldığı gibi katı ve hükmedilemez olmadığının aksine akışkan, esnek ve içsel nedenler gerektiği gibi ayarlandığında dönüşüme açık olduğunu kendi gözüyle görmüşlerdir.
 Kaynakça: 
 -Psişik Becerilerinizi Geliştiriniz- Ruh ve Madde Yayınları
 -Evrenin Dili DDA- Ruh ve Madde Yayınları
 -Teorik ve Pratik Telepati- Ege Meta Yayınları
 -Her Şey Mümkündür-Ruh ve Madde Yayınları
 -Evrensel İnsan-Ruh ve Madde Yayınları
 -Bilinmeyen Gücümüz- Ruh ve MaddeYayınları

1 Ağustos 2012 Çarşamba

Psişik yetenek

Posted by Unknown On 07:32


Psişik yetenek Metapsişiğin ve Parapsikoloji’nin araştırma alanında bulunan, insanın paranormal (normal dışı, normal ötesi) denilen, bilinen fizikokimyasal yasalarla açıklanamayan psişik fenomenlerde sözkonusu olan yeteneklerini ifade etmek üzere kullanılan bir terimdir. Paranormal yetenek terimiyle eşanlamlıdır.
Parapsikologlar bu yetenekleri ESP (Duyular-dışı algılama) ve PK (Psikokinezi) paranormal yetenekleri adı altında, Metapsişikçiler ise zihinsel medyumluk ve fiziksel medyumluk yetenekleri adı altında iki grupta ele alırlar.
Psişik yeteneklerden başlıcaları Metapsişikteki adlarıyla şunlardır: Durugörü, duruişiti, telekinezi, psikometri, telepatlık, düşünce okuma, prekognisyon (prekognititif duyarlık), postkognisyon(postkognitif duyarlık), kriptoskopi, duyarlığın dışarılaşması, ideoplasti, dermooptik.

28 Temmuz 2012 Cumartesi

Türkiye'de Parapsikoloji

Posted by Unknown On 04:07

Türkiye'de Parapsikoloji

Ülkemiz kendi adına bir konuda daha bir ilke imza attı. İlk kez yapılan 1.Uluslararası Parapsikoloji Konferansı, Türk bilim adamlarını ve Üniversitelerini en kısa zamanda bizim ülkemizde de kurulması gereken bilimsel bir Enstitüye çağırıyor sanki…
Kendi konularında ciddi boyutta uzman, tüm yaşamını bilime ve insan şuurunun aydınlığa kavuşmasına adamış bu değerli araştırmacı ve bilim adamlarının bizim ülkemize de çok katacağı şey var.

Ülkemizde Parapsikoloji gibi insanı direkt ilgilendiren bir konu, şarlatanların elinde para tuzağı olarak kullanılıp, insanları vicdanları ve cüzdanlarıyla oynanıyor. Bu gidişe bir dur demek zamanı çoktan geldi de geçiyor!
Türk insanı, bilimsel ciddiyetten ve üniversite bilgisinden sapmadan, parapsikolojiyi öğrenmeyi ya da öğrenmiş kişilerden uygulama almayı, kendini bu konuda da eğitmeyi, genişletmeyi hak etmiyor mu?

Etmez olur mu? İnanın ki, inanılmaz bir psişik insan potansiyeline sahip olan Anadolu, şu anda bizi ziyaret etmekte olan bilim adamlarına bile küçük dillerini yutturacak deneyimlerle dolu. Hem alt kültürü hem de insanının Ege-Akdeniz kültür ve genlerinden gelen her an her şeye açık, uyanık, akışkan, sempatik insanlarının bu konuda da dünyaya mesajı var… Yeter ki, bu potansiyelin ortaya çıkması için gerekli zemini hazırlayalım…

Böyle bir potansiyeli harekete geçirecek maddi ve manevi güçle donatılmış insanların, ilk başlangıçlar için kıpırdanma zamanı…
Her şeyi devletten bekleme zamanı çoktan geçti. Devletin imkanı sınırlıysa, bizler gücümüzü birleştirir, bir Enstitü kurarız. Tüm dünya üzerindeki bilim adamlarını, bilgilerini bizimle paylaşmaya ve bu konularda uygulamalı atölye çalışmaları yapmaya davet ederiz.

Böylesine canlı bir sivil toplum hareketi de elbetteki Üniversite ve Resmi Kuruluşları tetikler ve onlarda katılırlar. AB’ye girmek için yapılacak reformlardan bir tanesi belki de direkt insanı ilgilendirdiği için en önemlisi budur…İlk hareketi vermeye cesaret edelim!... Bakın görün ardından çorap söküğü gibi neler geliyor neler!...

18 Ocak 2012 Çarşamba

Cinlerin Aldatma Ve Yönetme Sistemleri (islama göre)

Posted by Unknown On 22:11

Cinlerin Aldatma Ve Yönetme Sistemleri

Daha önce de belirtmiş olduğumuz üzere, cinler, yapılarının da kendilerine verdiği avantaj dolayısıyla, çeşitli şekillerde insanlarla bağlantı kurmakta ve çoğu zaman da bu bağlantı sonunda onları kendilerine tâbî bir hâle getirmektedirler!...

Ancak insanlar pek çok olayda tesbit ettiğimiz üzere, durumlarını gizlemekte; böylece mahcûbîyetten korunmak, zor duruma düşmemek ve alaylara muhatap olmamak gayesiyle, bu bağlantıdan hiç bir zaman söz etmemekte; hattâ çok zaman da bu durumlarını inkâr etmektedirler... Çünkü, bu ilişkiler ortaya çıktığı zaman, onlar hem çevrelerine karşı mahcup bir duruma düşecekler, hem de CİNlerle uğraş verme yolunu bilmeyen insanların vereceği yanlış öğütlerle kendi felâketlerine yol açacaklardır...

Nitekim daha önce de vermiş olduğumuz üzere, Kur`ân-ı Kerim`de, CİNlerin insanları kendi kayıtları altına almaları ve onları âdeta kendilerine tâbî birer robot şeklinde kullanmaları şu âyette çok açık bir biçimde anlatılmaktadır:

CİN adı verilen, insanın, varlığını beş duyusuyla tesbit edemediği yaratıklar, insanları iki yoldan kendilerine bağlamaya çalışmaktadırlar...

A) Kendilerini o kişiye resmen bildirerek...

B) Kendilerini o kişiye hiç bildirmeden ve farkettirmeden...

Kendilerini temas kurdukları insana bildirmeleri hâlinde, o kişiyle bağlantıları iki yoldan olmaktadır:

a) İslâmi amaçlar görüntüsü altında...

b) İslâm dini dışındaki yollar görüntüsü altında .

Kendilerini hiç farkettirmeden bir insanla bağlantı kurmaları hâlinde de gene bu iki yol geçerlidir... Yani, ya;

a-Kişinin İslâm’a olan yakınlığını istismar ederek...

Ya da;

b-Kişinin kendi dinine ve din anlayışına göre humanist (insancıl) fikirler öne sürerek o kişiyi kendi yollarına sürüklemektedirler...

Kuki

Posted by Unknown On 22:11

evet ismi biraz komik veya itici gelebilir.
belki ismine aşina arkadaşlarımızda vardır.

6 adet kibrit çöpü ve 2 kişi gerektirir.
Kişi başına 3 kibrit kullanılır, kibritlerinin baş kısımları size bakacak şekilde U şeklinde iki elin başparmak ve işaret parmağı arasına sıkıştırılır.
açıkta kalan diğer uçlar iki arkadaş tarafından birleştirilir.
uygulamak için karanlık mum yakılı filan yer gerektirmez herhangi bir yerde sistem çalışıyor hatta izleyici bile olabilir başınızda denenmiştir.
başlangıç olarak kuki burda mısın diye sormak yeterlidir. eğer sizinle iletişime geçerse orta kısım içeri doğru bükülecektir ve bu evet manasına da gelir.
istenilen sorular çağıran kişi tarafından sorulur, kibritler içeri bükülürse evet dışarı doğru bükülürse hayır manasına gelmektedir.

evet inanması güç gelebilir ancak arkadaşlarımla olan tecrübelerim doğrultusunda bu tamamen gerçek bir olaydır. hatta inanmayan bazı arkadaşlarım kibriti elinden atarak mekandan kaçmıştır korkusuna.

özellikle çocuk ve bayan seslerine kısa sürede icabet eder, ancak musallat olma riskinden sözedilir ben öyle bişi görmedim ve yaşamadım.

ancak her ihtimale karşı iş bitince kullanılan kibritler yakılmalıdır.

bu olayı tecrübe eden başka arkadaşlarım varsa fikirlerini ya da tecrübelerini bu başlık altında değerlendirebiliriz diye düşündüm.

Cinleri İnsanları Nasıl Yönetir. (islami)

Posted by Unknown On 22:11

CİNlerin kendilerini açıklamadan insanlarla ilişki kurmaları ve onları kendilerine bağlamaları iki şekilde olmaktadır:
a)İslam Dini’ni istismar ederek...

b) Hümanist (insancıl) gayelere insanları yönlendirir bir yapıda görünerek...

Bunlardan birincisi ile ikincisi arasındaki en açık görünen fark ise, birincisinin REENKARNASYON YANİ TENÂSUHU (YANİ BİRKAÇ DEFA ÇEŞİTLİ YAPILARDA DÜNYAYA GELME) kabul etmemesi, ikincisinin ise kabul etmesidir...

Reenkarnasyon yani tenâsuh konusunu daha ileride detaylı bir şekilde göreceğimizden burada üzerinde durmayarak esas "aldatma metodları üzerinde" duruyorum...

Önce İslâmî gayeyi istismar ederek insanları aldatma ve kendilerine bağlama şekillerini görelim:

Bu tip olaylarda CİN-insan ilişkileri gene iki şekilde görülmektedir:

1-Kendi varlıklarını hiç bildirmeden;

2-Varlıklarını başka bir yapı ve isim altında bildirerek.

Şimdi önce kendi varlıklarını hiç bildirmeden ve farkettirmeden insanları kendilerine bağlama, kendi; kayıtları altına alma metodları üzerinde duralım:

Bu şıkka giren kişilerin en büyük özellikleri kendilerinin bir CİNle bağlantıda olduklarını kesinlikle bilmemeleri, farketmemeleri; oluşan hallerin, kendi üstün özelliklerindan ileri geldiğini sanmaları; bu yüzden de herkese tepeden bakar bir şekilde yaşayıp, yerine göre de sun`i tevazu gösterilerine kalkmalarıdır...

Nitekim Muhyiddin-i A`rabi Hazretleri bir eserinde, bu tip kişilerin en büyük özelliklerinin hiç bir eserleri, ilimleri olmadığı halde kimseyi beğenmeme, kendilerinin en üstün olduğu fikrini etrafa yayma olduğunu yazmaktadır...

Ayrıca gene bu çeşit CİNle bağlantısı olan kişilerin ikinci en büyük özellikleri de CİNleri kabul etmemeleridir!...

"CİN diye bir şey yoktur, CİNler mikroplardır" şeklinde veya buna benzer tanımlamalar ile CİNlerin varlığını inkâr anlamı taşıyan açıklamalara saparlar...

Onlar, kendileri bu şekilde inandıklarını sanırlarken, gerçekte tamamıyla CİNlerin verdikleri fikirlerle, CİNleri kabul etmemektedirler... Çünkü, CİNler bu gibi kişilere bu çeşit fikirlerle kendilerini inkâr ettirmeseler, bir gün o kişinin kendi durumundan şüphelenip, CİNlerin varlığını anlamaları mümkün olabilecektir ki, bu da asla CİNlerin işine gelmez!...
İşte bu sebepledir ki, CİNlerle bağlantılı olan kişiler, kesinlikle CİNlerin varlığını kabul etmezler veya bu yönde açıklamalara girerler.

Peki, CİNler bu kişileri ne şekilde ele geçirirler?..

CİNlerden, insanları kendi hükmüne alanlar bazan sıradan, normal bir CİN olabileceği gibi; bazan da onların ileri gelenlerinden, onların yönetici durumunda olanlarından olabilir...

Bir CİN, genellikle, daha gençlik yaşından itibaren, beyin kapasitesi iletişime istidatlı gördüğü bir insanı seçer ve kendine bağlı olanların arasına sokar!... Bu yaş genellikle 13 ile 22 yaşları arasında olmaktadır... Ancak bazan daha aşağı yaşlarda da bu seçim yapılmaktadır...

Bu seçim yapıldıktan ve kendisine bağlayacağı kişi belli olduktan sonra sıra gelir onu tamamıyla kendisine bağlamaya...

Bunun için de, o CİN, bir veya birkaç din büyüğünün şekline girerek önce rüyasında ona görünmeye ve onun çok büyük bir insan olacağı yolunda fikirler vermeye başlar...

Bu hüviyetine bürünülen kişiistanbul`da Eyüp semtinde türbesi bulunan Hz Rasûlullah’ın ashabından "Eyyüp Sultan ismiyle bilinen Hazret-i Halid" veya "Mevlâna Celâleddin-i Rumi" veya "Muhyiddin-i A`rabi" gibi şahsiyetler veya falanca, filanca "... baba" olabilir...

Artık, yavaş yavaş gösterilen görüntüler sonucunda, o genç kimse, kız veya erkek gerçekten büyük bir insan olacağına inanmaya başlar...

Bazan canı bir şey ister. derhal o CİN tarafından isteği yerine getirilir...

O bu durumu, büyük bir insan olması sebebiyle, isteği "ALLAH" tarafından yerine getirildi diye düşünür; halbuki CİNi tarafından yerine getirlimiştir...

Bir imtihana girecektir, o imtihanda kendisine yardım edilir...

Birisiyle konuşurken, karşısındaki şahıs üzerine CİN tarafından yapılan baskıyla, üstün duruma geçer, âdeta, karşısındakiler kendisine karşı konuşamaz duruma düşerler...

Ve bu şekilde günden güne gelişmeye başlar...

Geçen zaman zarfında, yavaş yavaş içine bir çok şeyler gelmeye başlar... Yakın gelecekte olacak bazı ufak tefek olaylar kendisine bildirilir.. Eğer CİNlerle ilişkide olduğunun farkında değilse, önceleri, bunları altıncı his diye değerlendirir... Aynı anda başka bir yerde olan olaydan anında haberi olabilir...

Birisinin bir işinin halli için talepte bulunur, derhal o işin olması CİNi tarafından sağlanır; ve o da büyük bir insan olduğu için bu isteği "ALLAH" tarafından yerine getirildi sanır...

Sonunda, herhangi bir sahada büyük âlim olduğunu iddia etmeye başlar; artık kimseye ihtiyaç duymaz hâle geldiğini sanır!... Ve kendisini herkesten büyük görür!...İçine doğanlarla hareket etmeye koyulmuştur böylece bu kişi...

Kendisine hocalık, din adamlığı mesleğini seçmişse, gelmiş geçmiş en büyük din adamı olduğunu iddia eder...

Yok eğer bir serbest meslek çalışanı ise kendisini zamanının en büyük velisi, "Kutbul Aktâbı" olduğunu etrafa yaymaya başlar...

Veya son derece basit ilaçlarla olmayacak hastalıkları tedavi eder; bir anda konulmadık teşhisleri koyabilir ve bazı felçlileri yürütmeye, hareket ettirmeye başlar!..

Veya diğer mesleklerde ise, ona göre bir takım olağanüstü haller meydana getirebilir!.. Bütün bunlar onun şânını daha çok arttırır ve etrafında binlerce insanı toplayabilir...

Bu konuları bilenler onun durumunu derhal tesbit edebilirken, böyle durumlara inanmayanlar onu şarlatanlıkla, sihirbazlıkla, büyücülükle suçlamaya; buna karşılık ona inananlar ise onu en büyük evliya (!) ve hattâ MEHDİ (!) veya İsa (!) Aleyhisselâm derecesine çıkarmaya başlarlar...

Burada en büyük zevk ise, onu kendine bağlayan CİN`e aittir...

Çünkü, CİNi ya da CİNleri o kişi sayesinde artık binlerce kişiyi kendisine bağlamış ve onlara istediklerini yaptırtmaya başlamıştır... Bu yüzden îcâbında o kişinin durumunu kuvvetlendirmek amacıyla, bazı kişilerin rüyalarına dahi girip, gidip o kişiye bağlanmalarını; veya ona yardım etmelerini telkin eder....

Bu arada, o kişiye din hakkında bilgiler vererek onu büyük bir din adamıymış gibi de gösterir... Bilmeyenler onu kendilerine dinî lider seçerler...

Artık o kişi bilir bilmez kendinden bir takım fetvalar verip, bazı helalları haram, veya bazı haramları helalmiş gibi anlatır; ve bunları da çevresine kendisinin bir lider olduğuna inandırarak, zamana göre yeni hükümler getiriyormuş gibi empoze etmeye başlar...

Sonuç olarak hem o kişi etrafına bir çok insan toplamış, bir müceddid (yenileyici), bir müctehid (yeni hükümler koyucu) edâsıyla yaşamaya başlamış olur... Hem de onu kendi kaydına alıp kendine bağlamış bulunan CİN bir saltanat kurar!... Ve bunu başran CİN, kendi akranları arasında bu durumla öğünüp, adeta bu işi yapan diğer hemcinsleriyle bir yarışmaya girer...


"Ruh, İnsan, Cin" Ahmed Hulûsi

Karabasan "Gerçekten" Nedir?

Posted by Unknown On 22:11

Karabasan'ın günümüze kadar pek çok tanımı yapıldı,hatta bu platform içindeki kişilerinde başka başka tanımlar yaptığına şahit oldum.Peki o tanımlar yanlış mı?Doğru da olabilir,mümkündür.Benim açıklamaya çalışıcağım şekliyle pek rastlamadım anlatan yada bir yerde yazan.Bu açıklamayı deneyimlerim sayesinde de kanıtlanmış sayıyorum ama her konuda olduğu gibi inanıp inanmamak size kalmış :)

Karabasanı en genel tanımıyla astral seyahat başlangıcı olarak söyleyebilirim.
Karabasan ne sizi bir cinin rahatsız etmesi,ne bir karartının üzerinize oturması,ne de bir çocuğun boğazlaması değildir.
Karabasan tam olarak şu şekilde gerçekleşir:
Rüya halindeyken astral beden fiziki bedenden ayrılır,tabi bu rüyaya dalmadan gerçekleşir.Genellikle yorgun olursunuz,yada çok uykunuz gelmiş olur.Tam astral beden fiziki bedenden ayrılırken karabasan gerçekleşir:
Hareket edemzsiniz;vücudunuzu hissetmezsiniz;kulakta çınlama olur;değişik konuşmalar yada melodi vs. gibi şeyler duyarsınız;titreme olabilir;konuşamazsınız;en önemlisi de gözünüz kapalı olduğu halde etrafınızı görürsünüz.Dikkat ederseniz "uyandığınızda" gözünüzü açarsınız,ama ondan önce ise etrafınızı görüyordunuz.
Gözünüz kapalıyken etrafı görmek;peki bu nasıl olur?
Bunun sebebi bilincin hangi vücudunuzda bulunduğuna bağlıdır.
Yani günlük hayttayken bilincimiz fiziki bedendedir ve konuşuruz vs.,en önemli tarafı da bilincimiz fiziki bedenimizde olduğunda normal bir zamanda,fiziki bedenimizin gittiği yerleri görür,duyarız.

Astral seyahattede bu durum söz konusudur.Astral seyhatteyken astral bedenimizin gittiği yerleri görürüz çünkü bilincimiz astral bedenimizdedir.

Karabasanda da konuşamayız ve gözümüz kapalı olduğu halde etrafımızı görebiliriz,nedeni de işte budur.Çünkü karabasan anında bilincimiz astral bedendedir ve tam o anda fiziki bedenle bir uyuşmazlık içindedir.Yani astral seyahate mi çıkacaktır,yoksa bedene geri mi dönecektir.Buna o anda biz karar veririz.
Ama eminim ki kimse bu yöntemi pek deneme yanlısı olmamıştır,çünkü insan öyle bir korku hali içinde hemen "uyanmak" ister,yani geri dönmek ister.Bu hal içerisindeki her iki vucütta kasılı kalır,yani en azından fiziki vucüt kasılı kalacaktır,astral beden de bizim kararsızlığımız sayesinde 30sn kadar öyle kalacaktır.

Karabasan bu sebeple astral çıkış yapmak isteyenlere yardımcı olabilir.Yani beleşe konmak olacaktır.Tek yapmanız gereken karabasan anındayken,olayın tam olarak bu şekilde olduğunu bilmek ve fiziki bedenden uzaklaşma isteğidir.Bunu başarmak için "inanç" önemlidir herşeyde olduğu gibi.Tabi dini inançtan bahsetmiyorum,astral seyahat yapabileceğinize olan inancınız.

Karabasan kısaca budur.Dini bir ceza değildir,yada başka bir varlığın sizi rahatsız etmesi de değildir.
Ama diğer açıklamalar da olabilir,yani bilimsel diğer açıklamalar.Kalp krizi vs. diye geçiyormuş bir yerlerde.Benim düşünceme göre kalp krizi de olabilir,ama ben sebeplerinden bahsetmiyorum,olayın nasıl gerçekleştiğinden bahsediyorum,yani sebepten değil sonuçtan söz ettim.

Gerekli olduğunu düşündüm bu başlığın ve herkesin başına gelen bir olay olması sebebiyle de güzel oldu bence :)

Görüşlerinizi de yazarsanız güzel olur,belki ben yanılıyorumdur,neden olmasın?Ama gerçerli bir sebeple olursa iyi olur.

Astral Seyhat Tekniği "Açlık"

Posted by Unknown On 22:10

Astral seyahatı ve ne kadar eğlenceli olduğunu hepimiz biliriz.İşte bu zevki tatmanın en kolay ve en kısa yolu! 2 gün önce bir yerde okudum.Dün denedim ve başardım.

Tekniği deneyeceğiniz gün sabahtan akşama kadar tek damla su içmeyin.Gün boyu "kuru" ve "tuzlu" şeyler yeyin (benim favorilerim turşu,tuzlu-kuru pasta).YAŞLILAR VE TANSİYONU OLANLAR KESİNLİKLE DENEMESİN. Ama dikkat edin kendinizi yormayı terlemeyi denemeyin zaten su içmeyeceğiniz için bir de bunlar eklenirse fazla su kaybedersiniz.Geldik en önemli kısma odanızın herhangi bir yerine(yatağın yanına bırakmayın gerçek sanıp uyursunuz) bir bardak,sürahi,şişe ne olursa içinde su olan birşey koyun.BÜTÜN GÜN FIRSAT BULDUKÇA "SUYA ULAŞINCA BİLİNCİMİ KAZANACAĞIM" DİYE TELKİN EDİN.Susuzluktan kıvranacağınız için kesinlikle ulaşacaksınız.

Yatmadan önce ağzınız kupkuru olsun.Rahat birşeyler giyin,sırt üstü yatın kısaca astral için gereken şartları sağlayın ve uyuyun.

Zamanla alışılacak bir yöntem.Daha sonra sadece denemelerden 4-5 saat önce birşey yemeden konsantrasyon sağlanabilir.

Not:Herşeyi denedim zihnimi susturamıyorum diyenlere...
Arkadaşlar bu tekniği en fazla 4 kişiye göre 3 günde bir deneyin.Daha fazlası zararlı olabilir.

Astral Projeksiyon. ** Önemli ** Yapamayanlar

Posted by Unknown On 22:10

Merhaba Arkadaşlar. . .
Oluşan Klişelerin Aksine. Sizlerle Paylaşmak istedigim konuyu önünüze servis ediyorum.
Eger bunu deneyimliycem diyorsanız. çok basit 3 temel var
♠ 1. "3 gün ugrastım 5 gün ugrastım astral seyehat yaptım her gece farklı boyutlarda akıyom" Vasire Falancalara Kesinlikle inanmayın çünkü Kocaman Bir Yalan ve Kişinin Kendini Avutması.

♠ 2. " Konsantrasyon. " düşünmeyin hiç birşeyi. düşünmeneniz gerektigini bile düşünmeyin " diyorlar.
Bende diyorum ki bi insan kendi Zihnini Asla susturamaz bu "Albert Einstein" olsa bile :)

♠ 3. Astral Seyehat'i Bir yanınızdan duyup 2 ~ 3 günlük araştırmalar ve 5 - 6 makaleler okuyup hemen Rahat bir yere yatıp Astral Seyehat. Yapıcam diyenler var hatta bunu deneyenler var Aklım Hayalim mantıgım mantalitem Almıyo. . .

• Kimsenin Hevesini Kırmak İstemem ama Malesef Bunu Herkez Yapamaz. Yapıyorum diyenlerin Çoguda Kendini avutmaktan ileriye gidemez.

Şimdi Dikkatlice okuyun. . .

Öncelikle Yapamıyorum Yıllardır ugrasıyorum diyenler Mutlaka vardır.
Her tenkigin Her insan'da Aynı Tepkiyi kişiden kişiye tekniklerin degiştirilip Daha olumlu sonuc alınacagını arastırmıssınızdır mutlaka bilmeyenlerde varsa. Her teknik her kişide olumlu sonuc vermez
Mutlaka kendi tekniklerinizi geliştirin. . .

diger Projeksiyon'lara Nazaran AStral'de Bilinciniz Acık. En Direkt Yolu ilizyonlardan Olusan Kendi Evreniniz.
astral projeksiyon'a Girip komşunuzun kızını seyredemessiniz. Hiçbir maddeye Etki Edemezsiniz. tamamen kendi bilic altınızın olusturacagı " ilizyon evren " diye tanımlaya biliriz. bunu hiçbir zaman gerçek zamanlı yapamazsınız.
Boşuna Heyecan yapmaya Gerek yok büyütmeninde anlamı yok eger gerçek zamanlı projeksiyon'lar yapılabilseydi
Düşünsenize İstihparat teşkilatlarını :D çok komik oluyo

• Hiç Yapamıyorum diyenlerinde Bunu Hissetmesi Lazım. Peki ne yapması lazım
Öncelikle Tek Yönlü İçinden cıkılmaz bir Ruh halini alması lazım Tek yönlü düşünce zihni meşkul tutup yorması Kişiyi ürperten şeyin Tabiricaize konunun Çok derinlerine girmesi kaybolması. Kendini Rahatsız hissetmeye başladıgında Projeksiyon'a yönelmesi lazım

Çok karışık geliyor insana Bende Henüz Bu Silsile'nin İçinden Çıkabilmiş Degilim. fakat tecrübeliyim

Peki Vicudumuzdan Çıkan Astral Hisleri nasıl veriyor 5'duyununda ötesinde. Tabikide Bu ilizyon dünyasına etki eden Bir enerji var ve Tabiki kendi Alanınızı belirlerken yönlendirdikleriniz. . .

Vicudunuzdan çıkan nedir. ve nasıl yönlendirilir. Beyin Gücü Dediginiz 1 Kibriti bile Kımıldatamazken nasıl oluyorda bu muhteşem olaya yön veriyor ?

• Fizik biliminde foton, elektromanyetik alanın kuantumu, Işığın temel "birimi" ve tüm elektromanyetik ışınların kalıbı olan temel parçacıktır. Foton ayrıca elektromanyetik kuvvet'in kuvvet taşıyıcısıdır. Bu kuvvetin etkileri hem mikroskobik ölçülerde, hem de makroskobik ölçülerde çok rahat bir şekilde gözlemlenebilir. **""" Çünkü foton herhangi bir durağan kütleye sahip değildir ve bu durum uzak mesafelerde etkileşimlere izin vermektedir ""**

Tıpkı Kirlian Fotografçılığı gibi Artık Herşey Göz önüne Seriliyor. Olmaz Olamaz Asla Diyenlere En Sert Ve Tüyler ürperten Cevap Teknolojiden geliyor :)

En belirgin özelligi ?
• Durgun kütlesi sıfırdır; ışık hızıyla gider; etkileşimlere parçacık olarak girebilir ancak dalga olarak yayılır; E=h x f, p=h/l ve E=pc bağıntılarına uyar; kütlesi sıfır olduğu halde, diğer parçacıklar gibi kütle çekiminden bile etkilenir.♦

İlgilenen Arkadaşlar İzmirde " 6 kişilik bir gurubumuz var haftanın belirli günleri projeksiyon'larımız oluyor " Bu taraftan ilgilenen olursa yardımcı oluruz Gerçekten Oturup dinlediginizde Ap ayri bir dünyanında oldugunu
AStral Projeksiyon'dan Sonra Hangi Bedeninizin gerçek oldugunu düşünmekten kendinizi alı koyamıyorsunuz
Vede Dünyanın ölümlü oldugunu düşünürsek. . .
Hiçbirşey hissedemiyorum diyenlere Farklı teknikler Paylaşıcam.
İlk paylaşımım foruma yeni katıldım bu arada. sormak istediginiz soru varsa buyrun

• Heryerde ayni teknikler göze çarpmıştır hepinizde ve bu işten sıkılıp Yapamıycam diyip bırakanlarınız olmuştur
bu bilgi kirliliginden kaynaklanıyor 1 günde 30 tane teknik okuyup farklı farklı seylere kuruluyo bilinciniz.
Sadece Bu konu ise googleye astral seyehat yazıp bunun orjinal sitesine girin ve orda her ay makaleler yayınlanıyor onları takip edin. Konu hakkında bilgi sahibi olmayanların. O haldeyken bile bilgi verdigi oluyor bunlarda işin Saçmalıgı. . .

Rüyaların unutulmasının önüne geçmek için

Posted by Unknown On 22:09

Rüyaların unutulması konusunda; uykunuzun 90 dklık evreleri vardır.Bu evrelerden biride rem evresidir.Rem, hızlı göz hareketleri demek.
Kişi rem evresinde uyanırsa rüyalarını hatırlar. Rem evresinde bir kişiye telkinde dahi bulunabilirsiniz. Rem evresini nasıl fark edersiniz.
Uyuyan kişinin gözleri hızlı hızlı hareket ettiginde, o kişiye söylediginiz şey rüyasına girer. Misal bir arabadan bahsettiniz hemen rüyasında bir araba oluşur yada bir kişiden bahsettiginiz de hemen o kişi rüyasına girer. Yahut o kişiyi uyandırın rüyasını unutmadan size söyleyebilir. Gerçi uyandırılan kişi sinirli olabilir denemeyiniz yinede :)
Rüyanızı hatırlamanın bir başka yolu ise; uyandınızda hemen yataktan çıkmayın bir süre kalın, yüzünüzü saga sola çevirin yada vucudunuzu. Hava soguksa, soguk havayla temasta bulunmayın sıcaklıgınızı koruyun. Son olarakta ayna karşısında rüyalarınızı hatırlama gözlemlenmiş birşeydir.


Bazı bilgiler:
Kolin tuzları, çay,kahve,cola lucid rüyaya faydası dokunan maddelerdir. Daha bilinçli rüya görmeyi sağlar.
Portakal suyu içtiginiz zaman, uyku öncesi devamlı içerseniz.Kabuslarınızı tetikler.
Sürekli kabus görürsünüz çok yüksek ihtimalle.
Karabasan olayıda anemi olma durumlarında gözükür. Yani demir eksikliginde yada kansızlık durumu varsa karabasan olayını görmeleri artar.

Uyumadan önce günlük yaşatınızdaki sıkıntıları düşünerek uyursanız, o geceki rüyanızda
düşündüklerinizle ilgili rüyalar görürsünüz. Kötü ise bu düşünceler, kaygılar taşıyorsa
rüyanızda kabuslar görürsünüz. Yahut iyi şeyler düşünerek uyursanız o geceki rüyanızda
iyi şeyler görüp mutlu bir şekilde uyanırsınız.

İslami açıdan uyumak:
Uykuya hazırlanmadan abdest alıp, kuranın son üç süresini ve öncesinde fatiha süresini
üç defa okuyup elinize üpleyip yüzünüze süreseniz. O gece kabus yada herhangi bir varlığın
rüyanıza girmesini engellersiniz.

Rüya Yakalayıcı (Dream Catcher)

Posted by Unknown On 22:09

Hem kuzey hem de Orta ve Güney amerika yerlileri kötü rüyaları engellemek ve iyi rüyalar görmek için rüya yakalayıcıları kullanırlar. Bunlar Amerika da turistlerin yoğun olduğu bölgelerde ve İngiltere de de New Age mağazalarında satılmaktadır.
Ama kendinizinkini yapıp onu gelişmekte olan psişik güçleriniz için bir odak olarak kullanmanız çok daha iyidir.
Rüya Yakalayıcısının Yapılışı
*En kolay yöntem eski badminton veya tenis raketi bulup sapını kırmaktır. Ortaya bir delik açın ve kenarları dikin, çünkü genellikle rüya yakalayıcılarının ortasında iyi rüyaların süzüldüğü bir delik bulunur.
*Veya yumuşak bir bambuyla ya da telle bir halka yapabilirsiniz. Halka ince metalden olmalıdır. Diğer kültürlerde Venüs'ün ve Aşk Tanrıçaları'nın madeni olan bakır nazik bir koruma sunar.
*Bir de ağa ihtiyacınız olacak. Bir pazar filsinden veya çocukların balık ağından ya da yumuşak mavi,pembe, mor ve yeşil renklerde sağlam yünden kendiniz yapabilirsiniz.
*Ağı yaparken koruyucu düğümler atın.
*Hazır rüya yakalayıcıların çerçevelerinde, geldikleri bölgeye göre tüyler, küçük kristaller ve deniz kabukları bulunmaktadır. Aslında her çocuğun kişisel semboller -totem hayvanından tüyler veya bir pençe, kristaller ve topladıkları deniz kabukları- ile yapılmış ve belkide, konuşan ve bilgi, bazende kabileye adlarını veren hayvanlar, kuşlar ve balıklarla ilgili, onlara anlatılan hikayelerde geçen kendi rüya yakalayıcıları vardır.
*Rüya yakalayıcınızın dışını süslemek için küçük nesneler ve iplerini dikmek, yapıştırmak veya iğnelemek için de küçük kristaller biriktirin. Kurutulmuş çiçek ve yabani akdiken, fındık veya üvez ağacı gibi koruyucu ağaçlardan koparılmış özel dalları kullanabilirsiniz.
*Ortadaki deliğe veya etrafında bir yere ışığı yakalaması için bir küçük berrak kristal kuvars veya varsa sedef yerleştirin.
*Başlangıç için bir iki dekoratif nesne yeterlidir. Mevsime göre eklemeler veya veya çıkarmalar yapabilirsiniz. Örneğin; kurutulmuş ilkbahar çiekleri veya bereket için sonbaharın ilk fındıkları, vb. Rüya yakalayıcınızı yatak odanızın penceresine veya yatağınızın üzerine asın.
Rüya yakalayıcınızın size iyi rüyalar vermesinin yanısıra, rüyalarınızı daha iyi hatırlayabildiğinizi de fark edeceksiniz.

Lusid Rüyalar

Posted by Unknown On 22:09

Bir çoğumuz Lusid Rüya kavramına aşinalığımız olsada tam olarak lusid rüyanın ne olduğunu idrak edememekteyiz.Lusid rüyalar aslında bizlere sunulan önemli bir nimettir.Bunu iyi kullanarak psikolojik ve manevi yönden kendimizi geliştirebiliriz.Lusid Rüyalara detaylı olarak değinelim.

Lusid Rüya tam olarak nedir ve nasıl meydana gelir?

Lusid rüyalar senaryolu rüyalar olarak da adlandırılabilir.Lusid rüyaların en belirgin özelliği sizin yazmadığınız bir senaryoda başrol oynamanızdır (senaryonun yazarı bilinçaltınızdır).Adeta bir filmde oynarsınız ve filmin bitmesini hiç istemezsiniz.Asrtal seyahatteki teknikler ve telkinler yardımıyla lusid rüyalarda da gelişmeler ve ilerlemeler yaşanabilir.Bilinçaltımızda oluşan ve farkında olmadığımız bir konu mucizevi bir imajinasyon silsilesinde karışımıza çıkar.Görüntüler o kadar gerçekçidir ki rüya esnasında hayranlık içinde kalırız.Fakat lusid rüyalarda gördüğümüz mekanlar ve yaşadığımız olayların büyük kısmı gerçekte olmayan mekanlardan ve olaylardan oluşur.Ama öyle bir mekanın olduğuna çok fazla inanırız.Lusid rüyadaki diğer oyuncuların büyük kısmını hayatımızda hiç görmemişizdir ama o insanlar bizi tanımaktadır ya da yeni tanışmaktayızdır.Duyguları yoğun olarak yaşarız.

(Bazı vakalar yolda yürürken ya ben bu insanı daha önce görmüştüm diyebiliyor gerçek hayatta ve daha önce gördüğü yer lusid rüyaları oluyor.Bu durum aslında daha önce onu gerçek hayatta da gördüğünüz fakat tanımadığınız durumlarda gerçekleşiyor ve rüyada onunla tanışıyorsunuz.Daha sonra yolda görüyorsunuz ama sizi tanımıyor.Bu duygu insana tuhaf geliyor.Fakat tanışmayı denerseniz rüyanızda tanıdığınız insanın gerçek hayattada rüyanızdaki gibi olduğunu göreceksiniz.Bu durumu hiçkimse mantıken ve bilim yöntemleriyle açıklayamamaktadır.)

Lusid Rüyalardan Astrale nasıl geçilebilir?

Lusid rüya yaşanırken bilincimiz haddinden fazla açıktır.Hatta uyansak tuvalete gitsek su içsek bile geri yatağımıza uzandığımızda kaldığımız yerden devam edebiliriz.Filim kesinlikle kopmaz.Hatta daha sık rüya görenler ertesi gün bile kaldığı yerden devam edebilmektedir.Adeta yaşarız rüyayı gerçek gibidir.Bu gerçekliğin içindeyken aşırı açık olan bilincimizi biraz daha kısıtlayabilirsek ve rüyadaki detaylara yoğunlaşabilirsek verdiğimiz komutlarla o mekanın gerçekliğine dönebiliriz. Burdaki telkin metodu bir görüntüye odaklanmak ve onu netleştirmeye çalışmaktan ibarettir.

Örnek verecek olursak yazlık bir yerde tanımadığımız ama rüyada bir şekilde tanıştığımız (yani gerçek hayatta daha önce görmediğimiz) arkadaşlarımızla diyaloglarımız olacaktır ve bu diyaloglar çok kesiktir.Cümleler aklımızda kalmaz ve doğaçlamadır.(burada bilinçaltımızda tatile gitme ihtiyacımız olduğu yatar).Diyalogdan çok görüntüler ön plandadır.Bu görüntülere yoğunlaşabilirsek örneğimize göre yazlık yerdeki plajın denizin net görüntüsünü detaylandırabilirsek rüyamızı kontrol etmeye başlarız.Dikkat edilirse lusid rüyalar bizim yazmadığımız ama bilinçaltımızın yarattığı senaryoya göre hareket eder.Biz bile sonraki aşamada ne olacağını bilemeyiz.Ama müdahele etmenin en kolay yolu doğal görüntüler üzerine yoğunlaşarak onlara daha yakından bakmak olacaktır.Denizi daha önce gittiğimiz bir deniz plajı daha önce gördüğümüz bir plaja uyarlamaya çalışırsak (bakın karakterleri uyarlamıyoruz sabit olan doğal varlıkları uyarlıyoruz) daha önceden bulunduğumuz (örneğin gümbet plajı) mekana bir anda ışınlanmış oluruz ve zaman rüyada gündüz bile olsa astrale geçildiği anda gerçek zaman ve gerçek mekan olur.Astrale geçtiğimizide anlamanın en kolay yolu mekanın detaylarını artık daha net görebilmek ve rahat bir şekilde orada dolaşabilmektir.Daha önce gördüğümüz mekandan aklımızda kalan kenar kuytu mekanlara acaba hala şurada şu bulunuyormu şeklinde gitmeyi hissedersek astralde olduğumuzu kanıtlamış oluruz.

Lusid rüyanın bize ne faydası var?

Lusid rüyalar , tıpkı meditasyon gibi bizi rahatlatır,kendimize güvenimizi arttırır ve yaratıcılığımızı tetikler.Bir çok ünlü yönetmenin senaryolarını bu yolla yazdığı iddaa edilmektedir.Yazmak diyoruz çünkü lusid rüyanın en belirgin özelliği uyandıktan 2 dakika sonra bile büyük bir kısmını unutmuş oluruz ve 24 saat sonra aklımızda neredeyse hiçbir şey kalmaz.Bu yüzden uyandığımız anda rüyamızı yazarsak ertesi gün gece yatmadan önce yazdıklarımıza bakıp senaryoya kaldığımız yerden devam etmemiz mümkündür.Uyandığımızda kendimizi çok mutlu hissederiz.Arınmış,dinlenmiş ve kendine güveni gelmiş durumdayızdır.Burdan hareket edersek düzenli olarak lusid rüya gören insanlar daha mutlu daha huzurlu ve kendilerine güveni daha yüksek bireyler haline gelebilir.Buda günlük hayatımızda ve ilişkilerimizde başarılı olmamız demektir.

örnek olarak;
Nerede olduğunu bilmediğiniz bir plajda ucuz yollu bir aparta taşınırsınız (ucuz olanlardan).Birden orda tanıdığınız ama gerçek hayatta tanımadığınız arkadaşlarınız vardır.Onlarla çeşitli maceralar ve eğlenceler yaşarsınız.Hatta aşık olursunuz gerçekte hiç görmediğiniz ama rüyanızda çok iyi tanıdığınız insana.Rüyanın sonuna kadar tüm detaylar düşünülmüştür ve senaryo durdurlamaz biçimde işlemektedir.Hatta senaryo bitmeden uyansanız bile bedeniniz tekrar uzanmak ve devamını görmek ister rüyanın ve öyle de olur.Burada denizin rengini ve dalgalarını çok net görürsünüz.Gerçekten yüzersiniz.yüzerken yaşadığınız tüm hisleri ordada yaşarsınız.Araba sürebilirsiniz araba sürerken bire bir ne yapıyorsanız rüyadada aynılarını yaparsınız ve hissedersiniz.Lusid rüyalar %90 sabah uyanacağınız zaman görünür ve özellikle gece 10 gibi yatıp 3-4 gibi uyanıp ne alaka bu saatte uyandım 8-9 gibi uyanırım bir daha uyuyayım dediğiniz gecelerde gerçekleşir.ve uyanmadan tam önce yaşarsınız.tam uyandığınızda bitmiş olur.

Astral seyahat nedir ?

Posted by Unknown On 22:08

Astral seyahat terimi Okültizm’de ve Teozofi'de kullanılan bir terim olup, kişinin uyku gibi hallerde parapsikoloji'ye inanan kişilerce esîrî beden ya da astral beden (Spiritüalizm’de duble) denilen, astral seyahate inanan kişiler tarafından süptil madde denilen maddelerden oluştuğu söylenen "bedeniyle" fiziksel bedeni dışında, yine bu kişiler tarafından iddia edildiğine göre bilinci yerinde olarak, başka mekanlarda dolaşmak üzere yaptığı yolculuğu ve bu bedeniyle geçirdiklerini söyledikleri deneyimleri ifade eder.

Parapsikoloji'de bu, "beden-dışı deneyim" anlamındaki "out-of-body experience" (OBE) olarak, Metapsişik'te ise "şuur projeksiyonu" olarak adlandırılır.

İrâdi olarak gerçekleştirilebilindiği iddiası ve deneyim sırasında bilinçli olunması sebebiyle diğer beden-dışı deneyimler arasında özel bir yeri vardır.

Astral beden için duvar gibi fiziksel nesneler ve uzaklık bir engel oluşturmayacağı ileri sürülür. Yani, iddialara göre, kişi bu bedeniyle bir anda kıtalar arası yolculuk yapabilir ve maddi engellerin içinden geçebilir. Fiziksel bedenden çıkıldığında öte-alem varlıklarının görülebileceği de ileri sürülmektedir. Uyku sırasında yapılan astral seyahat fiziksel bedene dönüldüğünde bir rüya tarzında anımsandığı söylenmektedir.

Astral seyahatin, okült ve teozofik kaynaklarda ve birçok araştırmacının çalışmalarında "irâdi olarak fiziksel bedenden ayrılma" şeklinde tanımlanmasına karşın (Dr.Scott ROGO, Leaving The Body, 1983), İngiliz parapsikolog Celia Gren bir ayrım yapmış ve “fiziksel beden-dışı deneyimler”den kendiliğinden (irade-dışı) oluşanları için ekzomatik deneyim (ecsomatic experience) terimini ortaya atmıştır.

Konu hakkında en fazla araştırma yapmış kişilerden biri araştırmalarını "Journeys Out of Body" adlı kitabında aktaran Robert Monroe’dur. Halen Amerika Birleşik Devletleri'nde Monroe Enstitüsü adıyla bilinen bir kurum bu konuda çalışmalarını sürdürmektedir. Astral seyahat hakkında ayrıntılı bilgi, Ege Meta Yayınları'ndan çıkan Astral Seyahat Teknikleri isimli kitapta bulunabilir.

Hipnopompi -uykuya dalarken yaşanan çekilme

Posted by Unknown On 22:08

Uykuya dalarken yaşanan çekilme,uçma hissinin bilimsel açıklaması.Aynı zamanda hypnic jerk adı verilen uykuda birdenbire düşme hissine de benzer nitelikler taşır.Wikipedia dan düzenleyerek aldım.umarım ilginizi çeker.

HİPNOPOMPİ NEDİR?

Hipnopompi bir insanın hipnagogik durumda yani uykuya dalma sürecinde tecrübe ettiklerini anlatmak için kullanılır. Hipnopompia ise bir insanın hipnopompik durumda yani uyanma sürecinde tecrübe ettiği şeyleri ifade eder. Hipnagogik duyular, uykuya dalarken veya uyanırken dokunsal, işitsel ve görsel sanrılar için kullanılan genel bir bir ifadedir. Bu duyular, vücudun geçici bir felç ile hareketsiz kaldığı uyku felciyle birlikte de yaşanabilir.

Hipnagogik terimi, 19. yüzyılda psikolog Louis Ferdinand Alfred Maury tarafından Yunanca kelimeler hupnos yani uyku ve agogos yani devam etmekten ortaya çıkartılan Fransızca hypnagogique sözcüğünden türemiştir. Karşıtı olan hipnopompik ise Frederic William Henry Myers tarafından hupnos yani uyumak ve pompe yani uzaklaştırmak kelimelerinden ortaya çıkartılmıştır..

HİPNAGOGİK DUYULAR
Hipnagogik duyular bir kişinin uykuya dalarken veya uyanırken yaşadığı akılda kalıcı rüya benzeri deneyimlerdir. Bu durum uyku felciyle birlikte yaşanırsa çok korkutucu olabilir. Bu duyular kişiden kişiye değişse duyulardan de bir kısmı daha sık yaşanabilmektedir :

En sık yaşananlar

- Parlaklık
- Yaklaşan kötülük
- Düşme hissi

Sık sık yaşananlar

- Bir şeyin varlığını hissetmek (genellikle kötü niyetli)
- Vücutta ağırlık veya baskı (özellikle göğüste ve sırtta).
- Nefes alamama hissi
- Ölümün veya bir kötülüğünün yaklaştığı hissi

Daha az sık yaşananlar

- İşitsel hisler (genellikle ayak sesleri ve belirsiz gürültüler). Anlaşılabilir ve belirli sesler yerine sadece bir gürültü olarak tanımlanan bu işitsel duyular genllikle Nitröz Oksitin sebep olduğu işitsel duyularla aynıdır.
- Işıklar, insanlar veya oda içerisinde gezinen gölgeler gibi görse duyular.

Az yaşananlar

- Uçma hissi (genellikle beden dışı seyahat ya da astral seyahat olarak tanımlanır)
- Derin bir berrak rüyada, beden dışı seyahatın da eşlik ettiği kusursuz bir dönüşüm.
- Dokunsal hisler (birinin dokunduğunu hissetmek ya da birinin elinizi kavradığını hissetmek gibi)

Nadiren yaşananlar

- Titreşimler
- İstemsiz hareketler (bazen yataktan aşağıya doğru hatta duvarda yukarı doğru kaymalar)
- Değişik yönlere doğru çekilme hissi

Hipnagogik durumdaki kişi her ne kadar tamamen uyanık gibi gözükse de beyin dalgaları kişinin teknik olarak uyuduğunu gösterir. Ayrıca, kişi bulunduğu durum hakkında tamamen bilinçli olabilir. Bu durum, bazı teknikler kullanarak bilinçli olarak uyanma durumundan direkt rüya durumuna girmesiyle (bkz. berrak rüya) oluşur. Kimi sanatçı, müzisyen, mimari mühendis ve yaratıcılık isteyen diğer meslekteki insanlar, düşüncelerini özgür birakıp yeni yaratıcı fikirler ürettikleri hypnagogiadan faydalanmışlardır.

İnsanların 30%'u ila 40%'ı hayatlarında en az bir defa hipnagogik durumu yaşarlar. [kaynak belirtilmeli] Fakat, bu durum ayrıca narkolepsi ve insomnia gibi bir uyku düzensizliğiyle veya temporal lob epilepsi gibi bir sorunla ilişkili olabilir.

Hipnagogik durum, uzaylı kaçırmaları, çok hassaslaşmış sezgiler, telepati, görüntüler, ilahi vahiyler gibi anormal fenomenlerle ilişkili olabilir. Bunun sebebi, önce alfa sonra da teta beyin dalgalarının artması ile ilgilidir.

17 Ocak 2012 Salı

5th Dimension - Mind over Matter (Telekinesis)

Posted by Unknown On 23:34


REAL Matrix Spoon Bending - Telekinesis!!

Posted by Unknown On 23:33


Şeytan Vampirler

Posted by Unknown On 23:32

KAN YAŞAMDIR

Vampirleri nasıl açıklayabiliriz? Efsane mi yoksa sadece bir söylence mi, bir romantiğin veya gotik yazarların yazdığı bir hikaye mi?Ya da vampirler gerçek mi?
Vampirlerin kökeni hakkındaki genel kanı çoğunlukla ,1931 yapımı klasiklerden biri olan ve Bela Lugosi'nin oynadığı "Dracula" filmiyle ortaya çıktığıdır. Kafamızdaki vampir imajı her zaman kültürlü bir Avrupalıdır, soylu sınıfın yaratığıdır,büyük ve kasvetli bir şatoda yaşar ve görkemli eşyalara sahiptir.Ama asla şarap içmez. Değişik bir damak zevki vardır ve bu da bizi ondan ayıran şeydir. Kan! Vampir kendisi sahip olmadığı için yaşayan bir canlıdan taze kan içmek zorundadır.
Son yıllarda Vampir kavramı Amerika'ya kadar yayılmıştır. Özellikle New Orleans çoğu zaman bu nedenden dolayı Amerikalıdan çok Avrupalı gibi görülebilmektedir. Anne Rice'ın Lestat'ı ve diğer filmlerdeki vampirler yada vampirle Görüşmenin verdiği vampirler hakkındaki bilgiler Kont Dracula'dan farklı değildir. Örneğin vampirler aynı şekilde bilgilidir, kültürlüdür, şıktır ve aynı zamanda canavar ruhludur. Ek olarak şehvetli ve baştan çıkarıcıdır. Bu da bizim modern Vampir görüşümüzün bir diğer unsurudur. Aynı zamanda Vampiri diğer kötü ruhlardan ve hortlaklardan ayıran unsurdur. Vampirler cinsel bir çekime sahiptir.
Ama kan tutkusu ve erotiklik vampirin tek özelliği değildir ya da anahtar kelime bu değildir. En önemli özellik vampirin ölü oluşudur.Bu da kafamızdaki ölümle ilgili tüm düşünceleri ve soruları bir anda ortaya çıkarır. Böylelikle ölüm hakkındaki kaçınılmaz korkularımız ve kabuslarımız, vampir hikayelerini beslemiş olur.
"Kan yaşamdır," der Bela Lugosi'nin Dracula'sı (orijinal olarak İncil’de geçen bir sözcedir); daha sonra şöyle ekler ,"ölmek ,gerçekten ölü olmak ..Gerçekten görkemli bir şey olmalı.. "Ve bu eski zamanlardan gelen ölümün,yaşamın ve kanın önemini anlatan sözler vampirin çok eski çağlara dayanan gizemini de aynı şekilde açıklamış olur. İlk vampir Kont Dracula değildi. İlk vampirlerin kökeni İsa'dan asırlarca öncesine ,modern zamanlardaki sözde şeytansı vampirlerin büyük düşmanı olanlara kadar gider.
Vampir efsanesi ilk uygarlıklardan olan Asur ve Babillilere kadar dayanmaktadır. Asıl vampir bugün bildiğimiz kültürlü nazik Avrupalı aristokratlardan değildi. Vampir başlangıçta sadece bir canavardı!

TARİHTEKİ VAMPİRLER
Vampirler ne zaman başladı? Diğer bir çok efsane gibi başlangıç tarihi tam olarak bilinmiyor;ama vampir hikayesinin kanıtı Mezopotamya’daki Tigris (Dicle) ve Euphrates (Fırat) nehirlerinin yakınındaki Kildani’de, kil yada taş tabletlerin üzerine yazılmış Asur yazıtlarında bulunmuş olabilir. Kildaniler diyarına, İncil’de geçen Abraham'ın asıl evi olan "Ur of the Chaldeans" da denir.

"Lilith", İbranilerin kutsal kitabında geçen muhtemel vampirlerden biridir ve kitapta tasvir edilmiştir.İsaiah'ın kitabında geçiyor olsa bile Lilith'in kökleri daha çok Babillilerin "demonolojisine" benzer.Lilith geceleri bir baykuş görüntüsüne bürünerek dolaşan bir canavardı.Avlanmak için yeni doğmuş çocukları ve hamile kadınları arardı. Lilith, geleneğe uygun olarak Adem'in,"Adem ve Havva" olmadan önceki karısıydı, ama daha sonra şeytanın tarafına geçti çünkü Adem'e itaat etmeyi reddetti.Bir takım olağandışı tutkuları vardı ve doğal olarak kötünün gözüyle bakıyordu.Ve sonuç olarak Adem 'in ve Havva'nın çocuklarına (yani tüm insan soyundan olanlara) saldıran bir vampire dönüştü.

Vampirlerle ilgili söylenceler Akdeniz’deki Mısır, Eski Yunan ve Roma uygarlıkları boyunca süregelmiştir. Eski Yunanlılar, çocuklarını yiyen ve kanlarını içen strigae veya lamiae'ya inanırlardı. Lamia mitolojide Zeus'un aşığı olarak geçer, fakat Zeus'un karısı Hera ona karşı savaşmıştır. Lamia delirmiş ve kendi dölünü öldürmüştür. Daha sonra da geceleri diğer insanların çocuklarını da aynı şekilde öldürmek için avlanmıştır.

Örneğin, Yunanlılar ve Romalılar tarafından bilinen bir hikaye Mennipus adında genç bir adamın düğününden bahseder. Düğünde tanınmış bir filozof olan Tyana'li Apollonius çok güzel olduğu söylenen gelini dikkatlice inceler. Apollonius sonunda gelini vampir olmakla suçlar ve hikayeye göre (daha sonra bu hikaye MS 1. yy’da Philostratus isimli bir akademisyen tarafından anlatılmıştır) gelin "vampirizm"i kabul eder. İddiaya göre Menippus ile evlenmesinin sebebi elinin altında içecek taze kan bulundurmak içinmiş
Vampir hikayeleri canavarların kiang shi. diye adlandırıldığı eski Çin'de de yer almaktadır. Aynı şekilde eski Hindistan ve Nepal'de de vampirlerin yaşadığı öne sürülmektedir (en azından efsanevi olarak . Mağara duvarlarındaki eski çağlara ait çizimlerde bir takım yaratıkların kan içtiği gösterilmiştir. Nepal’e ait "Ölümün Efendisi" elinde kanla dolu, kafatası şeklinde bir kadeh tutuyor ve kanla dolu bir havuzun önünde duruyor halde betimlenmiştir. Bu duvar resimlerinden bazılarının i.ö. 3000 yıllarına kadar dayanan bir geçmişi olduğuna inanılmaktadır. Rakshaslar, Vedas adı verilen eski kutsal Hindistan yazılarında tarif edilmiştir. Bu yazılarda (tahminen i.ö. 1500) Rakshaslar (yokediciler )vampirler gibi betimlenmiştir.Eski Hindistan hakkındaki bilgilere göre bir başka canavar daha vardı. Bir ağaçtan baş aşağı asılmış, yarasaya benzeyen ve kendi kanından yoksun bir canavar. Bu yaratığa 'Baital' deniliyordu.

Diğer eski Asyalılar Malezyalılar gibi "Penanggalen" adındaki bir çeşit vampire inanıyorlardı.Bu yaratık insan başına sahipti ama bütün organları dışarıdaydı. Ve diğer insanların, özellikle de küçük kurbanlarının kanını içerek yaşardı.

Tanınmış vampir yazarı Montague Summers'ın 1928'de yazılmış ve bir klasik olan "Vampir - akrabaları ve Yakınları” nda, İspanyol gezginlerin gelişinden önce vampirlerin Meksika'da yaşamış olabilecekleri söylenir. Ayrıca Arabistan'ın da vampirden haberdar olduğunu yazmıştır. Agul diye hitab edilen "Arap Geceleri Hikayeleri"nde vampir benzeri yaratıklar olduğunu yazmıştır; bu insan eti yiyen bir hortlaktır.

Temeli ruhlara dayalı olan Afrika inançlarında da vampir efsanesine dair işaretler vardır. Caffre kabilesi bir ölünün tekrar geri dönebileceğine ve bir canlının kanıyla yaşayabileceği inancını benimsemiştir.

Bir çok vampir hikayesinin olduğu eski Peru'da ,genç birinin kanının içilerek şeytanın müritlerinden biri olunacağına inanılırdı.

Çok eskilere dayanan ölüm korkusu, büyü, hayat veren kan gibi olgular egzotik diyarlardan ve eski çağlardan günümüze kadar gelmiştir. Bugün ise vampirlerin evrimi hala sürmektedir.


KAN EMİCİ KONTES

Vampir miti,"Blood Countess" olayı gibi birkaç olağandışı bilgiden yola çıkılarak ,tarihsel bir olgu gibi gösterilebilir.

16. yy Macar Kontesi Elizabeth Bathory'nin yaptıkları ,korku hikayelerine rakip olacak cinstendi. Bazıları O'nun şeytandan daha kötü olduğunu söyleseler de ,işlediği suçlar "kötü" kavramının çok ötesindeydi.Bram Stroker, vampirler hakkındaki romanının araştırmasını yaptığı sıralarda Sabine Baring -Gould'un "The Book Of Werewolves " adlı kitabına rastladı.Bu çalışmada "Blood Countess" denilen merhametsiz bir kadının yaptıkları anlatılıyordu.Görünüşe bakılırsa bu hikaye Stroker'ın Kont Drakula'yı yaratmasında esin kaynağı olmuştur. Gerçekte Elizabeth'in kuzeni Stephan Bathory bir gün Transilvanya'da bir prens olacaktı.

Elizabeth iyi eğitim görmüş,akıllı bir kadın olmasına rağmen çok acımasız ve zalim bir kişiliğe sahipti. Anlaşılan kocasının ölümünden sonra ortaya çıkan ölüm korkusuyla ,uşaklarına ve kölelerine karşı sadist davranışlar içersine girmişti. Sonsuzluk ya da uzun hayat olmazsa bile en azından kan banyosu yaparak genç görünümlü bir ten elde etme çabasındaydı. Kocası bir asker olarak, savaşta esir düşmüş Türk askerlerine duygusuzca işkence ederdi ve Elizabeth aslında, nasıl zulmedileceği hakkında bilgileri kocasından almıştı.
Söylendiğine göre Bathory, çok sayıda kadın öldürmüş ve yaptığı insanlık dışı eylemlerinde kendinden mevki olarak aşağıdaki kimseler tarafından yardım görmüştür.

Bathory, kurbanlarını dövmeyi alışkanlık haline getirdiği gibi aynı zamanda onları sakat bırakırdı. Yine söylentilere bakılırsa Castle Csejthe adlı evinin yakınlarında kurbanlarından bazılarını kışın karlı ve soğuk havasında üzerlerine buzlu su dökerek dondururdu. Bunun dışında olası yamyamlık davranışları da sergilemekteydi. İddiaya göre Bathory bir defasında, yaşayan hizmetçi bir kızın vücudundan bir çok ısırık almıştır. Blood Countess 'ın genç kalma umutları için bakire genç kızların kanıyla banyo yaptığı gibi efsanevi hikayelerde vardır. Başka bir kaynağa göre de 650 kızı öldürüp kanlarını içtiği söylenir.Yine de kesin olan tek bir şey vardır ki, o da Elizabeth Bathory gerçekten varolmuş ve şeytanca işler yapmıştır.

Ölü sayısı arttığında Bathory'nin uşakları cesetleri şatonun dışına attılar. Kan içindeki ölü vücutları bulan köylüler doğal olarak onların vampirler tarafından öldürüldüğünü düşündüler dedikodular böylelikle yayılmaya başladı.

Bathory 1610 yılında, genç yaştaki kızları öldürme teşebbüslerinden sonra tutuklandı. Büyücülükle ilgisi olduğu iddiası tutuklama nedeni olarak gösteriliyordu. Söylentilere göre, kurbanların cesetleri kanlar içinde şatosunda bulunmuştu.1611 yılında yapılan 2 duruşmada Bathory'nin işlediği suçlar hakkında tek ve gerçek ifadesi alındı.Kendisi bizzat mahkemede ortaya çıkmadığı halde ,uşakları orda bulunuyordu. Mahkemenin ardından Kontes'in sadık uşakları yetkililer tarafından öldürüldü ve Elizabeth, Karpatya dağlarında bulunan şatosundaki yatak odasına ,ölümünden yıllar sonrasına değin hapsedildi. O'nun hakkında anlatılan efsaneler hala devam etmektedir. Bugün bile bazı insanlar Bathory'nin hayaletinin ,anavatanı olan Karpatya'da geceleri etrafta dolaşarak kan aradığını söylerler.

Elizabeth Bathory'nin hikayesi bize, vampir efsanelerinin, akli dengesi bozuk bir katilin gerçek hayatta yaptıklarının yanlış yorumlanmasıyla ne kadar fazla desteklenebileceğini ve cahil insanların inançlarını nasıl beslediklerini

DRAKULA

Bram Stoker'ın anıtsal eserinin yanı sıra,19.yy.'da vampirler hakkında yazılmış başka eserlerde vardır.1819 yılında Dr. John Polidori "Vampyre"'indeki kahraman/suçlu vampir Lord Ruthven karakterini ünlü şair Lord Byron'un etkisi altında kalarak yaratmıştır. Polidori, temelinde Lord Byron'dan aldığı önerilerle bir vampirin ürkütücü hikayesini ortaya çıkarttı. Bazı insanlar bu hikayeyi aslında Lord Byron'un yazdığını düşünseler de, durum böyle değildir. Hikayenin yazarı Polidori'dir. Mary Shelley'in yazdığı "Frankenstein"adlı eseri ise,o dönemin rekabet halindeki aynı tür vampir hikayelerinin dışında yer almaktadır.

Daha sonra 1872'de Stoker'ın İrlandalı bi yurttaşı olan Joseph Sheridan Le Fanu tarafından "Carmilla" yazılmıştır. Bu eserin Stoker'ın çalışmasını etkilediğine şüphe yoktur.Yine de La Fanu'nun eserindeki vampir dişiydi. Biraz daha geriye bakacak olursak 1847'de yazılmış "Varney The Vampyre" adındaki esere rastlarız. Döneminde popüler bir korku hikayesi olmasına rağmen,kalitesi
tartışılır.

Yazılmış bütün hikayeler arasında Bram Stoker'ın "Drakula"sı en iyi vampir hikayesidir. Bir yüzyıldan daha fazla zaman sonra bugün bile 1897'de yarattığı Drakula en çok bilinen vampir imajıdır. Yine de aslında 2 Drakula vardı. Biri Stoker'ın uydurma yaratığı,diğeri ise gerçekte yaşamış olandı. Gerçek olan Vlad Tepeş, kazıklı Vlad ya da şeytan anlamına gelen Drakul olarak biliniyordu. Aynı zamanda O'na "Drakul'un oğlu"anlamına gelen Drakula da deniliyordu
Vlad Drakula 15.yy'da yaşamış gerçek bir Romanya prensiydi. Ordusunu Türklere karşı kışkırtmakla ünlüydü. Romanya'da bugün bile O'na bir kahraman gözüyle bakılmaktadır.(Örneğin Romanya ordusu, modern bir saldırı helikopterine AHO1-RO Drakula ismini vererek O'nu onurlandırmışlardır.) Kahraman olmasının yanı sıra Vlad bir seri katil ve en favori öldürme şekli kazığa geçirmek olan canavar ruhlu bir adamdı.Bu bir çeşit çarmıha germe işlemiydi,ama kurban çarmıha asılmak yerine uzun,sivri bir sırıkla alttan kazığa geçiriliyordu. Diğer bir şekilde söyleyecek olursak kazık vücudu dikey bir şakilde geçerdi. Daha sonra bu bir orman dolusu vücut,onları seyretmekten ve kulak tırmalayıcı seslerini dinlemekten zevk alan Vlad Drakula için sergilenirdi. İddiaya göre Vlad bir keresinde 20.000 Türkü bu şekilde öldürüp düşmanlarını korkutup uzak tutmak için kazığa geçirilmiş tüm bedenleri bostan korkulukları gibi sıra sıra dizmişti. Vlad caniliğini sadece kurbanlarını kazığa geçirmekle sınırlandırmıyor aynı zamanda onları pişirip doğramaktan da zevk alıyordu.

Vlad Drakula gerçek bir vampir olmadığı gibi yine de modern vampir hakkında en inanılabilir tanıma sahipti. Vlad Drakula yemeklerinde kurbanlarının kanlarını çorba gibi ekmeğini batırıp içerdi.Bu söylenti 1463'te bulunan en kurallara uygun ve dürüstçe hazılanmış belgelerden biri olan "The Story of a Bloodthirsty Madman called Dracula of Wallachia"ile uygunluk göstermektedir. Yani Vlad'ın insan kanı içmekten gerçekten zevk alıyor olması oldukça mümkündü
Vlad Drakula'nın etkisi altında kalan, Bran Stoker'ın yarattığı vampir daha esaslıydı ve oldukça açık bir şekilde bilinen film versiyonlardaki kötü karakterden çok daha çirkindi. ---1922'de yapılan Alman filmi Nosferatu'da Stoker'ın tam olarak istediği gibi betimlenmiş olduğu söylense bile--- Şunu hatırlatmak gerekir ki;efsaneye uygun olarak vampirler esasen çirkin,kokulu,çürümeyen cesetlerdi. Stoker ve 1922 filmi Nosferatu,modern,nazik ve kibar versiyonlarından çok farklı olarak grotesk bir vampir geleneğini izlemişlerdir.

Paranormal dünyada, vampirlerin geceleri dolaşması ve gündüzleri de mezarlarında kalması, astral projeksiyon fenomenlerinden biri olabilir. Bunu a fiziksel bedenden ayrılan ruhun astral uçuşa geçmesi ve üç boyutlu maddesel dünyadan ayrılması olarak açıklayabiliriz. Astral beden fiziksel bedenden ayrılarak –inançlara göre- beden dışı tecrübelerle seyahat eder. Eski dini inançlarda yoğun olarak bahsi geçen bu tecrübe vampirlerin kan ararken kullandıkları bir yöntem olarak algılanmaktadır.

Bunlara ilaveten, vampirizm de geçen kimi psiko cinayetlerin işlenmesinde m
odern tıpta açıklanan bazı bilimsel temellerin sonuçları görülmektedir. Bu açıklamalar 1990 yılında Daniel C. Scavone’un kabataslak üzerinden geçerek yazdığı “Vampires” kitabında yazdığı senaryolarla bağlantılıdır.

Kötülüğün Prensi Deccal - Soyu ve Tüm Kötülükleri

Posted by Unknown On 23:31

Kötülüğün Prensi Deccal - Soyu ve Tüm Kötülükleri

Bu yazı dizisini başlatmamdaki amaç, bir çok insanın bu Deccal kişisi hakkında merak ettiği noktalardır. Bu konu bilgi ve araştırmaları doğrultusunda Deccal hakkında merak edilenlere ışık tutacak.

Başlığıma kötülüğün prensi diye başladık. Bunu neden olduğunu yazı içerisinde göreceksiniz...

Öncelikle bilinmesi gereken bir kaç tanım ile başlamak istiyorum...

Deccal Kimdir?: Deccal yeryüzüne gelecek olan kötülüğün, fitne ve fesadın savunucusu ve haşa "Ben Allah'ım" iddası ile gelecek olan; son derece kötü ve şeytani kişiliktir... Ayrıca Deccal; "yalancı, hilekar; zihinlerde, gönüllerde iyi ile kötüyü, hak ile batılı karıştıran; bir şeyi yaldızlayıp gerçek yüzünü gizleyen; her yeri dolaşan kötü ve uğursuz kişi"anlamlarına da gelmektedir.

Deccal'in Özellikleri: Deccal tanımda da belirtildiği üzere yalancı, hilesi bol, göz boyayan, kalpteki iyi ve kötü duygusunu karıştıran sinsi bir çok özelliği olacaktır...

Hadislerde Deccal hakkında bir çok tasvir vardır... Bu tasvirlere göre şunu söylemek mümkündür: Deccal insandır ve olağanüstü güçleri olacaktır...

Rüzgâr gibi hızlıdır. Yağmur yağdırıp, bitkileri yeşertebilecek Yanında su ve ateş bulunacak Fakat gerçekte onun suyu ateş, ateşi de sudur Bir gözü kördür ve patlamış üzüm gibidir Alnında kafir yazılıdır Genç bir kimsedir, esmer ve parlak tenlidir Kısa boylu olmasına rağmen heybetlidir.

Ahir zamanda doğudan gelecek ve müslümanların oturduğu şehirlerin birinde ortaya çıkacak Bir çok yeri dolaşacak ama Mekke, Medine ve Mescid-i Aksaya giremeyecek Önce peygamberlik sonra ilâhlık davasına kalkışacak, karşı gelenleri cehennem adını verdiği yere atacak Ama aslında onun cehennemi cennet gibi, cenneti ise cehennem gibidir.

Peygamberimizin Hadisleri:

“Hiç bir peygamber yoktur ki, ümmetini yalancı köre (deccâla) karşı uyarmamış olsun Dikkat edin o kördür… İki kaşının arasında kafir yazılıdır” (Müslim, Fiten/20, Hadis no: 2933, 4/2248 Tirmizí, Fiten/62, Hadis no: 2245, 4/516 Buharí, nak İbni Kesir, el-Mesihu’d Deccâl, s: 42 S Havva, H İslâm Akaidi, 9/366)

Hadislerden anlaşıldığına göre ‘deccâl’ bir insandır Çıkacak yeri ve zamanı tâm net değildir Hatta bir rivâyete göre otuz kadar ‘deccâl’ çıkacaktır. (Müslim, Fiten/18, Hadis no: 2923, 4/2240 Buhari, Fiten/25, 9/74 Bazı rivâyetlerde ise yetmiş kadar deccâl çıkacağı ifade ediliyor Bak İbni Kesir, el-Mesihu’d Deccâl, s 35)

Bir rivâyete göre Hz İsa tarafından Şam yakınlarında öldürülecek. (Müslim, Fiten/20, Hadis no: 2932-2937, 4/2247 Buharí, Fiten/26-27, 9/74-76)

Bütün peygamberlerin ümmetlerini ‘deccâl’ fitnesine karşı uyardıklarını, Peygamberimizin de dualarında sık sık ‘deccâl’ fitnesinden Allah’a sığındığını bildiren hadisler bulunmaktadır.

Deccâl hakkında rivâyet edilen hadislerdeki çelişkiler bu konuda İslâm alimlerinin farklı yorumlar yapmalarına sebep olmuştur Kimilerine göre bu çelişkiler giderilebilecek şeylerdir Onlara göre ‘deccâl’ ahir zamanda ortaya çıkacaktır.

Kimileri birden çok deccâlin çıkacağını, Hz Ali zamanında ortaya çıkan bir kimsenin ilk deccâllerden olduğunu, firavun ve nemrut gibi inkârcıların ve onlara benzeyelerin deccâl olabileceğini, onun muhtemelen Doğudan çıkacağını, onun yanındaki bir günün kırk gün olması; onunla geçecek günlerin zor olması anlamına geldiğini ileri sürdüler.

Kimileri deccâlin göstereceği olağanüstü olayların bir aldatmaca olduğunu, deccâlin şer ve bozgunculuğun, hurâfe, yalancılık ve kötülüklerin sembolü olduğunu söylemişlerdir Kimileri de deccâli, insanlığa zararlı inkârcı akımlarla yorumlamışlar Kimileri göre de deccâl, küfrü ve inkârı yayan herkestir.

Bazı araştırmacılara göre deccâlle ilgili rivâyetlerin çoğu zayıf ve birbiriyle çelişkili, hatta Peygamberimizin söylemesinin imkanı olmayan gerçek dışı rivâyetlerdir Bir çoğu ahad haber (tek kanalla gelen rivâyet) olduğu için akaidde delil olamazlar. Dolaysıyla deccâl bir akaid konusu değildir (Y K Çağdaş Tefsiri, 8/88-90)

Ancak bütün akaid kitaplarında ‘deccâl’in çıkmasının hak olduğu yer almakta, bu konudaki rivâyetler bir yekûn tutmaktadır (Hafız İbni Kesir, Deccâl’le ilgili olan 185 rivâyeti el-Bidaye ve’n Nihaye isimli eserinde bir araya topladı ve hepsini ayrı ayrı değerlendirdi Eşref b Abdulmaksûd b Abdurrahim de bu rivâyetleri el-Mesihu’d Deccâl adıyla Mısır’da ayrı bir kitap olarak yayınladı Deccâlle ilgili rivâyetler için ayrıca bak S Havva, H İslâm Akaidi, 9/345-415.

Deccal'in Soyu Nerden Gelir?:

Her peygamber zamanında bir fitne ve zulüm yapan ve peygambere ve peygamberin getirdiği düzene karşı koyan bir çok kötü şahsiyetler çıkmıştır... Bu şahsiyetler kimi devirde bir kavimin ta kendisi kimi devirlerde firavunlar ve kimi devirlerde ise nemrutlar olmuştur...

Bunların bir çok benzer özellikleri vardır... Hepsi puta tapmıştır ve halkı puta tapmaya zorlamış, uymayanlara büyük cezalar vermişler ve hatta idam ettirmişler, zindanlara atıp çeşitli bir çok işkenceler yaptırtmışlar ve en büyüğü ise kendilerini İlah ilan etmişlerdir...

Bu özellikler dikkate alındığında pek uzak zamana gitmek gerekmez... Diğer "İşte Gerçekler" yazı dizilerinde bahsettiğim ve bugünde ele alacağım siyonizmin tarihine gitmek istiyorum...

Hz Musa zamanında da II. Ramses firavundu... 400 yıl yaşadı ve yaşamı boyunca kendisini İlah ilan etti... Kendisine secde etmeyeni ve Hz Musa'ya in******ra karşı büyük zulüm yaptı...

Bu kibirlilik ve bir ve tek İlahımız Şanı Yüce Allah varken firavunun kendisine insanları zorbalıkla secde ettirme zihniyeti, şeytanın vesvesesi ve en büyük özelliğidir...

Çünkü şeytana inanan ve ona tapan kişiler onun huzurunda secde ederler... Bu ona inanmanın bir göstergesidir... İşte firavun zamanında yaşayan şeytani ilimlere vakıf büyücülük ve çeşitli ilizyon yetenekleri olan kabalalar; şeytan ile iletişime geçerek kendilerine görünen varlığı ilahları olarak tanımlamış ve ondan aldığı emirleri baş danışmanlık yaptığı firavunlara bildirmiş ve firavunlarda bu bildirilere göre zalimce, zülmederek hareket etmiştir... Bu tamda şeytanın istediği bir yoldur... Kan dökmek, öldürmek ve zulmetmek...

(Kabala Nedir? Siyonist Yahudilerin Gizli Dünya Devleti, Büyük İsrail hayali ve Masonik örgütlenmeleri: Şeytan ve cinlerle ilişkiye giren, büyü ve kehanet gibi gizli öğretilere göre hareket eden Hahamların asırlar boyu birbirine aktararak, korudukları şifreli sırlara ve şeytani esaslara, kabala denir.)

İşte Deccal'in soyu da burdan gelmektedir... Çünkü firavun soyu ölmedi... Hz Musa Musevilik Dini'ni getirdikten sonra Hz Musa'ya indirilen Tevrat'ı şeytani ilimlere vakıf kabalistler, zamanın hahmlarını kullanarak Tevrat'ı şeytani yasalara göre düzenlediler... Bu Tevrat'ta kabalistlerin yasalarına göre değişiklik yapan hahamlara da talmud denir...

Deccal İçin Hazırlanan Sistem ve Hangi Ülkelerde Kurulduğu ve Hazırlanan Sisemin Faaliyetleri...

Museviliğin bu değişikliği yüzünden yahudiler bir çok zulümle karşılaştılar... Bir çok kavim tarafından yurtlarından sürüldü... Bu sürgün hayatı sırasında kabalistler,talmudlar ve firavundan soyundan gelen ve bilinmeyen firavun ile avrupaya göç etmişlerdir...

Bu göç ile kabala yasaları ve firavun soyu korundu... Böylece avrupada yeni örgütlenme başladı... Bu örgütlenme hem şeytani yasa olan kabala yasaları hemde firavun soyu çok güçlenecekti...

Bu örgütlenmeye siyonizm denir İlk ... Avrupa'da (İngiltere'de) 1776 yılında bu örgütlenme, MÖ 587 yılında ünlü Babil’in Asma Bahçeleri’ni yaptıran Kral Nebuchadnezzar tarafından Kudüs’ü büyük bir baskın ile işgal olduktan sonra yahudilerin avrupa'ya göçü ile başladı... Birçok zengin yahudi,kabalistler,talmudlar ile firavun soyu avrupa'da büyük ölçüde örgütlendi... Örgüt tam kurulmadan önce zenginleşmek ve dünyaya köle anlayışını getirmek için Sanayi Devrimi çıkarıldı...

Bu devrim ile birlikte sömürgecilik,kölelik sistemi arttı ve siyonizmin o zamanki kalbi olan İngiltere'ye büyük para akışı oldu...

Bu sömürgecilik sistemi öldürmeyi para kazanmak için mübah kılıyordu ve bu amaçla o zamanlar tüm insanlar İngiltere'nin kölesi konumundaydı...

Hindistan'da 23 Haziran 1753 tarihinde, Fransız birliklerini savaş alanında yenen İngilizler (Plessey Savaşı), Babür imparatorlarının devasa hazinesine el koymuşlardı. Bu hazinenin İngiltere'ye taşınmasıyla bu ülke ekonomisinde ortaya çıkan para ve finans olanaklarının, dokuma ve buhar makineleriyle ilgili tüm teknik buluşların 1758-1791 tarihleri arasında gerçekleşmesini açıklamada birincil argüman olduğu söylenebilir. Bu sadece bir çok örnekten birtanesi...

Bu örgütlenme tam anlamıyla 1776 yılında kurulduktan sonra ilk meyvesi 13 yıl sonra fransız ihtilali (1789-1799) oldu... Böylece siyonizmin en büyük tehdidi Osmanlı Devleti'nin ilk planlı çökertme planı başladı... ????:



Bu devrim ile birlikte Osmanlı'ya bir çok devlet bağımsızlık elde etmek için başkaldırdı... Bu devrim insanlara ırkçılığı,başkaldırıyı,savaşı ve zulmü aşıladı... Birçok devletlere siyonist ajanlar giderek burada faliyet gösterdi ve büyük çapta başkaldırı hareketi başlatıldı...

Bir yandan Sanayi Devrimi bir yandan da Fransız İhtilali Osmanlı Devleti'ni yıkmak ve kendilerinin zenginleşmesi ve dünya ekonomisindeki söz sahibi olması için bilinçli olarak siyomizmin talimatları ile çıkarıldı...

Daha sonra Osmanlı bu bağımsızlık hareketleri ve ekonomik gelişmeler ile çok zayıfladı... Bu zayıflığı kullanılarak çıkartılan 1. Dünya Savaşı'na zorlandı ve katılması sağlandı... Amaç; Osmanlı Devleti'ni tamamen yok etmekti...

Savaşa Giriş

Osmanlı İmparatorluğu, 1699 Karlofça Antlaşması'ndan beri süregelen gerileme döneminin,son ağır yenilgisini 1912-1913 Balkan Savaşları ile almıştı.Bu savaşlarda,imparatorluktan ayrılmış küçük devletlerle dahi başaçıkamaz durumda olduğu görülmüştür.Genel Durumu şöyledir: Ekonomik yönden; maliye iflas etmiş, yıllık enflasyon yüzde 300'lerde(Temmuz-Kasım 1914 aralığında %50), tamamen dışa bağımlı ve cari harcamaları dahi karşılayamayacak durumdadır.


Siyasi yönden; Balkanları ve Mısır'ı kaybetmiş, Ortadoğu bölgesinde kalan toprakları için de endişeli bir Osmanlı İmparatorluğu vardır. Etnik gruplarındaki milliyetçilik ve ayrışma hareketleri nedeniyle, Anadolu'da dahi güvenlik sorunları en üst düzeydeydi. İmparatorluk, İngiliz ve Fransızlar'ın Ortadoğu konusundaki niyetlerini ve -sanılanın aksine- petrolün yeni dönemdeki önemini son derece iyi bilmekteydi. Öte yandan yüzyıldan fazla süredir aralıklarla savaştığı Rusya'nın da Boğazlar ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi üzerindeki hedeflerinin farkındaydı.????:



Askeri yönden; Balkan Savaşları sonucunda ordunun son derece zayıflamış yapısının ortaya çıkmasına rağmen, İttihat-Terakki Hükümeti iki yıldan kısa bir sürede bu yapıyı reforme ederek, yeni bir ordu yaratma başarısı göstermiştir. Hükümet, ordu yapısı içerisindeki alaylı/okullu sistemini değiştirerek, okullu subayları faal birliklere, alaylı subayları da ya emekliye ya da geri görevlere sevketmiştir. Öte yandan personel yapısında çok başarılı bir değişim gösteren ordu, aynı başarıyı -ekonomik nedenlerden dolayı- teknoloji ve silahlar yönünde yakalayamamıştır. Alman ekolünün hakim olduğu Osmanlı Ordusu, özellikle lojistik ve sevkiyat konusunda da gerekli düzeyde kabiliyete sahip değildi.


1913 Bab-ı Ali Baskını ile iktidara gelen İttihat-Terakki Hükümeti, savaşın kaçınılmaz olduğunu farkettiği andan itibaren, İngiltere ve Fransa ile uzlaşmak amacıyla çalışırken, Almanya ile de ilişkilerini aynı ölçüde sıkı tutmaya çalışmıştır. Hatta bu öylesine yoğun bir çift taraflı mücadele olmuştur ki, her iki tarafla da son dakikaya kadar görüşmeler devam etmiştir.İngiltere ile yapılan görüşmelerde Osmanlı Hükümeti'nin ittifak için temel beklentisi olan savaş sonrası toprak bütünlüğünün garanti altına alınması isteği, İngiliz tarafından ancak savaş sonrası görüşülebileceği şeklinde yanıtlanmıştır. İngiltere ve Fransa ile ittifakı sağlayamayacağı kesin görünen İttihat ve Terakki hükümeti, 2 Ağustos 1914 günü Almanya ile gizli bir ittifak antlaşması (Osmanlı-Alman Gizli Antlaşması) imzalayarak savaşa İttifak güçleri yanında girmeyi taahhüt etmiş ve silahlı kuvvetlerinin genel sevk ve idaresi için bir Alman askeri heyetini yetkili kılmayı uygun görmüştür.


Anlaşmadan haberdar olan İngiltere, Osmanlı Devleti'nin sipariş ettiği iki zırhlıyı Osmanlı Devleti'ne teslim etmekten vazgeçer. Rauf Orbay ve ekibi Londra'dan eli boş döner. Kalabalık bir İngiliz donanmasının Çanakkale Boğazı'na kadar kovaladığı Goben ve Breslav adlı iki Alman zırhlısının Çanakkale Boğazı'ndan geçmesine izin verilir. İki gemi 11 Ağustos'ta İstanbul'a gelir. İngiltere'nin bu durumu yansızlığın ihlali olarak değerlendiren bir nota vermesi üzerine, Alman zırhlıları Osmanlı donanmasınca 'satın alınmış' ve gemi mürettebatı fes giydirilerek Osmanlı hizmetine alınmıştır. Goeben (Yavuz Muharebe Kruvazörü), Breslau ise (Midilli Kruvazörü) ismini almıştır.


26 ekimde Osmanlı donanması bir keşif tatbikatı için hazırlanma emri aldı ve ertesi gün toplanma bölgelerine gitmek için Haydarpaşa'dan ayrıldı. 28 Ekimde Osmanlı filosu 4 ayrı görev gücüne ayrılarak Rusya kıyılarında farklı hedeflere yöneldi. Koramiral Souchon 29 ekim 1914 sabah 6:30'da 3 Osmanlı destoreyerinin refakatinde bulunan Goeben ile Sivastopol'daki kıyı bataryalarına ateş açtı. Hamidiye kruvazörü 6:30'da Kefe'ye geldi ve yerel yetkilileri 2 saat içinde çatışmaların başlayacağı konusunda uyardı. Hamidiye 9:00 da bir saat süren bir ateşe başladı ve daha sonra da Yalta'ya giderek burada 7 Rus ticaret gemisini batırdı. 2 Osmanlı destroyeri 6:30'da Odessa'ya hücum etti ve 2 Rus gambotunu batırarak birkaç tahıl silosunu tahrip etti. Breslau kruvazörü ve ona eşlik eden Osmanlı destroyeri Novorossisk'e geldi yerel yetkilileri uyararak 10:30'da kıyı bataryalarına ateş etti ve 60 mayın döşediler. Limandaki 7 gemi hasar gördü, biri battı.


30 Ekim günü Rusya Osmanlı Devleti'ne savaş açmış, bundan birkaç saat sonra Enver Paşa, Osmanlı Devleti'nin Rusya'ya savaş ilan ederek, savaşa İttifak Bloku yanında girdiğini duyurmuştur. Bu duyurudan sonra İngiltere ve Fransa, Osmanlı Devleti'ne savaş ilan etmiştir.

Böylece Savaş'ta zaten güçsüzleşmiş ve askeri bakımdan donanımsal eksikliği hat safada olan Osmanlı Devleti Savaş'a artık girdi...

Savaşa girmesini isteyen siyonizm gücü emellerine ulaştı ve nitekim Osmanlı Tam anlamıyla Mondros Ateşkes Antlaşması'yla elleri kolları bağlandı... Osmanlı Devleti Tamemen güçsüzleştirildi... Böylece emellerine ulaştılar...

Emellerine ulaştı derken Kurtuluş Savaşı mücadelesi başladı... 4 yıl süren bu mücadelede galip olan yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti oldu...

Bu Mücadelenin Sonuçları:

Siyonistlerin güvendiği ve "Üzerinde Güneş Batmayan Ülke" lakabını taktığı siyonizmin gücü değişti... Tüm siyonizm kodrosu ABD'ye taşındı ve yeni güç ABD oldu...

Rusya Güçsüzleşti ve Çarlık rejimi çöktü..

.............................. ... vs .............................. ......

Burada en önemli olan siyonizmin gücünün ABD'ye kayması idi... Siyonizmin gücü ABD'ye kaydıktan sonra ABD hızlı bir şekilde hem teknolojide hemde ekonomide güçlendi...

Bu güçlenmeyi perçinlemek için Hitler seneryosu yazıldı... Hitler 2. Dünya Savaşı'nı başlattı...

Bu savaşın gerçek amaçları:

1.) Siyonizmin emellerine uymayan yahudilerden intikam almak. peki neydi bu emelleri? Kutsal topraklarda azınlık oluşturmak, tüm gücün ABD'ye taşınarak tüm gücün burda olmasını sağlamak ve burada bir para imparatorluğu kurmak. İşte bu amaca uymayan yahudilerden Hitler vasıtasıyla intikam alınmak istenmesi savaşın ilk gizli nedenlerinden idi...

2.) Yahudiler sözde katlediliyor diye yahudi azınlığı taşıyan bölgede bir koruma çemberi oluşturulmasını istemek ve daha sonra devlet kurmak...

3.) Kutsal bölgede (kudüs ve çevresi) bir devlet kurmak ve böylece Büyük İsrail Devleti'ni kurmak...

4.) ABD'nin silah satışı sayesinde zenginleşmesini sağlayarak böylece siyonizmin gücünün perçinlenmesi

5.) ABD'nin artık dünya patronu olduğunu ekonomik,siyasal ve teknolojide kanıtlamak.

Savaşın Sonuçları:

1.)İşte bu amaçlar ile 2. Dünya Savaşı çıkarıldı... Nitekim seneryoları gerçek oldu... Yahudiler katledildi, yahudilerden elde edilen büyük servetin bir kısmı Savaşta tahrip edilen yeni Almanya'nın kurulması için büyük bir kısmı ise siyonizmin gücü için ABD'ye gönderildi...

2.)ABD dünyada tek devlet olduğunu kanıtladı. 1945 Yılında BM kararı ile yahudiler için, yahudili tüccarların satın aldığı topraklarda ve azınlığın olduğu bölgede İsrail Devleti kuruldu... (Kutsal toprak sayılan kudüs o zamanlar yeni kurulan İsrail Devleti'nde değildi... Daha sonra lübnan mısır ve filistin üçlüsü İsrail'i atmak için birleştiler... Ama israil üç devleti yendi ve Filistinden Kudüs'ü işgal etti... Ve bu emelleri de gerçekleşti...)

3.)Silah satışlarından ABD ekonomide aşırı zenginleşti...

4.)Atom bombası ile teknolojide önde olduğunu herkese dehşet ile gösterdi...

Böylece siyonizmin Hitler seneryosu başarılı bir şekilde oldu ve bir çok etkiye sahip yeni bir çağın başlamasına neden oldu...

Artık bu günden sonra tüm herşey ABD bazlı işledi... IMF,Unesco,Birleşmiş Milletler,UNICEF ve NATO gibi kuruluşlar ile ABD tüm devletlerde hem siyasal hemde ekonomik söz sahibi oldu...

Siyonizmin karanlık tarihi en baştan bu güne kadarki durumunu açıkladım... İşte tüm bu karanlık siyonizmin beklediği koltuğa yeni gelecek olan Deccal gelecektir... İşte bu yüzden siyonizmin tek varisi Deccaldir ve bu yüzden o tüm karanlığın beklediği "Karanlıkların Prensi"dir...

Cinler Nerede Yaşar Ne yer Ne İçer

Posted by Unknown On 23:31


Cinler hamamlarda, mezarlıklarda, pis yerlerde, ahırlarda, çöplüklerde, ıssız yerlerde, duvar deliklerinde ve ağaç kovuklarında yaşarlar.


BİLAL BİN EL-HARİS ‘ den rivayettir :

"Bir yolculuk sırasında Resulullah'la birlikte bir yerde konakladık, defi hacet için dışarıya çıktılar. Bende peşinden ibrik götürdüm. Yanına yaklaştığımda bazı insanların birbirleriyle kavga eder gibi, ağız dalaşı yaptıklarını gösteren sesler işittim. Hiç böyle ses işitmemiştim, sonra Resulullah geri döndüler, kendisine YA Resullullah ; senin yanında bazı erkeklerin kavga seslerini duydum. Ama ağzından konuşan kimseyi görmedim, dedim.

Rasulullah (SAV) müslüman cinler ile müşrik cinler birbirleriyle kavga edip, çekiştiler, beni aralarına hakem tayin ettiler. Kendilerini bir yerlere yerleştirmemi istediler. Ben de müslüman olan cinleri köy ve dağlara, müşrik olan cinleri de, dağlarla denizler arasına yerleştirdim buyurdular. "

CİNLER NE YERLER

Cinler insan artıklarını yerler. Cinlerin yemekleri besmele çekilmeden yenen yemeklerdir. Ayrıca tezek ve kemikler de onların yiyecekleridir.

Peygamber Efendimiz(SAV) buyurdular ki;

" Bana Nusaybinli cinlerden bir grup geldi, iyi cinlerdi. Benden yiyecek istediler, bende Allah'a dua ettim. Rastladıkları kemik ve tezekler onların yiyecekleri olsun.”

Cinlerin insanlar gibi sosyal hayatları vardır. Onların da düğünleri, şenlikleri, toplantıları, seminerleri, konferansları vardır. Üreyip çoğalırlar. Yerler, içerler. Fakat onların yeyip içmeleri, koku duyusuyladır. Nefsani olarak doyarlar. Ayrıca cinlerin para kuru soğan ve sarımsak kabuğudur. Bunlar kesinlikle yakılmayacaktır. Aksi halde cinlerin hışmına uğrarsınız, yani zarar görürsünüz.

Hz. Peygamber (S.A.V.) buyuruyor ki;

" Tezek ve kemikle taharet almayın. Çünkü onlar cin kardeşlerinizin azığıdır."