Tanrı ve Dinler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tanrı ve Dinler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Temmuz 2012 Cuma

Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri – Tevfizname

Posted by Unknown On 14:55

Hak şerleri hayreyler
Zannetme ki gayreyler
Arif onu seyreyler
Mevla görelim neyler.Neylerse güzel eyler

Sen Hakk'a tevekkül kıl
Tevfiz et ve rahat bul
Sabreyle ve razı ol
Mevla görelim neyler.Neylerse güzel eyler

Kalbin O'na berk eyle
Tedbirini terk eyle
Takdirini derk eyle
Mevla görelim neyler.Neylerse güzel eyler

Bil kadi-i hacatı
Kıl O'na münacatı
Terk eyle muradatı
Mevla görelim neyler.Neylerse güzel eyler

Bir isi murad etme
Olduysa inad etme
Hak'dandir o reddetme
Mevla görelim neyler.Neylerse güzel eyler 

Hakk'ın olacak isler
Boşdur gam- u teşvişler
Ol hikmetini işler
Mevla görelim neyler.Neylerse güzel eyler

Hep isleri faiktir
Birbirine layikdir
Neylerse muvafıkdır
Mevla görelim neyler.Neylerse güzel eyler

Dilden gam-ı dur eyle
Rabbinle huzur eyle
Tevfiz-i umur eyle
Mevla görelim neyler.Neylerse güzel eyler

Sen adli zulüm sanma
Teslim ol, oda yanma
Sabret sakın usanma
Mevla görelim neyler.Neylerse güzel eyler

Deme şu niçün şöyle
Yerincedir ol öyle
Bak sonuna sabr eyle
Mevla görelim neyler.Neylerse güzel eyler

Hiç kimseye hor bakma
incitme gönül yıkma
Sen nefsine yan çıkma
Mevla görelim neyler.Neylerse güzel eyler

Mü'min işi renk olmaz
Akıl huyu cenk olmaz
Arif dili tenk olmaz
Mevla görelim neyler.Neylerse güzel eyler

Hoş sabr-ı cemilimdir
Takdir kefilimdir
ALLAH ki vekilimdir
Mevla görelim neyler.Neylerse güzel eyler

Her dilde O'nun adı
Her canda O'nun yadı
Her kuladır imdadı
Mevla görelim neyler.Neylerse güzel eyler

Naçar kalacak yerde
Nagah açar ol perde
Derman eder ol derde
Mevla görelim neyler.Neylerse güzel eyler

Her kuluna her anda
Kâh kahr-u kâh ihsanda
Her anda o bir şanda
Mevla görelim neyler.Neylerse güzel eyler 

Kâh mu’ti-u kâh mani’
Kâh darr-u kâh nafi’
Kâh hafız-u kâh rafi’
Mevlâ görelim neyler..Neylerse güzel eyler

Kâh abdin eder ârif
Kâh eymen-ü kâh haif
Her kalbi o’dur sarif
Mevlâ görelim neyler..Neylerse güzel eyler

Kâh kalbini boş eyler
Kâh halkını hoş eyler
Kâh aşkına dûş eyler
Mevlâ görelim neyler..Neylerse güzel eyler

Kâh sade-ü kâh rengîn
Kâh tab’ın eder sengîn
Kâh hırem-ü kâh gamgîn
Mevlâ görelim neyler..Neylerse güzel eyler

Az ye, az uyu, az iç
Ten mezbelesinden geç
Dil gülşenine gel göç
Mevla görelim neyler.Neylerse güzel eyler

Bu nas ile yorulma
Nefsinle dahi kalma
Kalbinden ırak olma
Mevla görelim neyler.Neylerse güzel eyler 

Geçmişle geri kalma
Müstakbele hem dalma
Hâl ile dahi olma
Mevlâ görelim neyler..Neylerse güzel eyler

Her daim O'nu zikreyle
Zeyrekliği koy söyle
Hayran-i hak ol söle
Mevla görelim neyler..Neylerse güzel eyler

Gel hayrete dal bir yol
Kendin unut O'nu bul
Koy gafleti hazır ol
Mevla görelim neyler.Neylerse güzel eyler

Her sözde nasihat var
Her nesnede zinet var
Her iste ganimet var
Mevla görelim neyler.Neylerse güzel eyler 

Hep remz-ü işarettir
Hep gamz-ü beşarettir
Hep ayn-ı inayettir
Mevlâ görelim neyler..Neylerse güzel eyler

Her söyleyeni dinle
Ol söyleteni anla
Hoş eyle kabul canla
Mevlâ görelim neyler..Neylerse güzel eyler

Bil elsine-i halkı
Aklam-ı hak ey hakkı
Öğren edeb ve hulku
Mevlâ görelim neyler..Neylerse güzel eyler

Vallah güzel etmis
Billah güzel etmis
Tallah güzel etmis
Mevla görelim neyler.Neylerse güzel eyler...

Erzurumlu ibrahim Hakki Hazretleri






FARKINDALIKTA ZEN BUDİZM VE SUFİZM ETKİLERİ

Posted by Orkan Sakura On 04:34


Doç. Dr. Haluk Berkmen
  Yaşamı tanımlamak gerekirse “Evrenin bize en büyük armağanı ve en büyük mucizesi olan yaşamın doğru algılanarak yaşandığının veya içgüdülerle otomatik davranılarak ona gerçek değerinin verilmediğinin tek ölçüsü farkındalıktır” denilebilir.
  Farkındalığın ilkel düzeydeki mantığı
‘ya-veya’ mantığı, ileri düzeydeki mantığı ise ‘hem-hem’ mantığıdır. Hem-hem mantığını mistik okulların öğretilerinde bulmak mümkündür. Çin mistik okullarında hoca öğrencisine ‘kung-an’ denilen sorular sorar. Japon Zen Budizminde bu sorulara ‘Koan’ adı verilir. Koan’lar bir çeşit bilmece gibidirler. Fakat bu bilmeceleri ya-veya mantığı ile çözmek mümkün değildir.
  Örnek olarak, “Tek elin sesi nedir?” sorusu bir koandır. Ses çıkarmak için iki elin birbirine çarpması gerekir. Yani ikilik varlık oluşturur. Bu varlık ses de olabilir başka bir şey de. Tek elin sesi olabilir mi?   Şeklindeki bir soru “Teklikten varlık oluşabilir mi?”  veya “Teklikten çokluk oluşabilir mi?” sorusuna eşdeğerdir. Etrafımızda çokluk görüyoruz. Ancak hepsinin özü aynıdır. Teklikten hem çokluk oluşur hem de çoklukta teklik vardır. Bu durum sanki iki karşıt kavramın sentezi, birleşimidir. İşte bu birleşimi sağlayan da hem-hem mantığıdır. Zen hocasının da istediği öğrencisinin bu hem-hem mantığını kavrayabilmesidir.
  Hoca öğrencisine bu koanı sorduğunda ikilikten kurtulup hem-hem mantığı yardımıyla birliğe ve bütünselliğe ulaşmasını arzular. Bu mantığın yardımıyla daha geniş ve kapsayıcı farkındalık gelişir. İşte tüm mistik okulların amacı da bu türden farkındalığın artmasını sağlamaktır.
  Bir diğer Koanda hoca öğrencisine şu soruyu sormuştur:
“Köpekte Buda özelliği var mıdır?” Öğrenci vardır dese hoca onu kovar. Yoktur dese gene kovar. Öğrenci ya-veya mantığı içinde bocalarken sonunda “Hem vardır hem de yoktur” yanıtını bulduğunda Koanı çözmüş demektir.
   Muhiddin İbn-i Arabinin Vahdet-i Vücut felsefesinde bu yaklaşıma önce “Tenzih” (ret etme) sonra da “Teşbih” (benzetme) yapılarak ulaşılır. Önce Allah’ı tanımlayacak her kavram red edilir. Ret etmekle yaratıcının ikilemci kavramlarla tanımlanamayacağı ve dar kalıplar içine sığmayacağı ifade edilir. Böylece tenzih metoduyla yokluğa ulaşılır. Fakat o yoklukta kalınmaz ve teşbih yapılarak Allah’ın 99 sıfata sahip olduğu ifade edilir. Fakat bu sıfatların sadece birer teşbih, benzetme, olduklarının şuuruna varmak gerekir. Demek ki çokluğu anlamak için yokluktan geçmek şarttır. Önce sıfıra (yokluğa) ulaşmak ve o noktadan sonsuzu bulmak gereklidir. İşte bu yüzdendir ki tüm mistik okullarında uzun süreli oruç tutmak ve inzivaya çekilip çile çekmek önemli bir yer tutmaktadır.Yokluğa ulaşmayı nefsin her türlü oyunundan kurtulup, nefsini yenmek yani ‘Ölmeden önce ölmek’ hali olarak da tanımlayabiliriz.
  Nefis Kontrolü  Günümüzde yokluk büyük bir korku kaynağıdır ve yokluğa düşmemek için her türlü tedbir alınır. Oysa ki sonsuza yokluk sayesinde ulaşılır. Yokluğu sadece materyel, nesnel anlamda işaret etmek pek doğru bir yaklaşım olmaz. Yani, para mal-mülk yokluğundan söz edilmiyor sufi felsefesinde. Benlik yokluğundan, ego yokluğundan söz ediliyor ki tüm tasavvuf felsefelerinin özünde saklı olan temel bilgi de budur; Egoyu yenmek, daha doğrusu farkındalıkla kontrol altına almak için binlerce yıldır, yine binlerce ve milyonlarca insan bu metotları uygulayarak kendilerine yeni yollar açmışlardır.
  Nefsini kontrol altına alıp egosundan kurtulmuş insan gerçek anlamda farkında olan insandır. Fakat yokluk içinde kalmamak gerekir. Eskiden Melamilik okuluna bağlı olanlar sadece yoklukta yaşarlardı. Bunu hem maddi hem de manevi boyutlara yaymışlardı. Oysa ki yokluğun farkında olup çokluğu da yaşamak mümkündür. Bunun yolu da hem-hem mantığını anlayıp sahiplenmekle olur.
  Hem-hem mantığına göre varlık hem vardır hem de yoktur. Varlık vardır, çünkü yaşanabilir ve hissedilebilir. Fakat varlık yoktur çünkü varlığı sözle anlatmak mümkün değildir. Yani varlık kavramlara sığmaz.
  13. yüzyılda Çin’de yaşamış olan Zen Budhizm hocası WuMen ne diyor: “Tüm Zen okulunun anahtarı bu küçük ‘Değil’ sözünde gizlidir. Değil, sözünü boşluk veya hiçlik olarak algılamayın. Bu sözü varlığın karşıtı olan ‘yokluk’ olarak da anlamayın. Bu sözü kızgın bir demir topu yutar gibi yutmanız gerekir. Bugüne kadar bildiğiniz tüm bilgileri yırtıp atmanız gerekir. Kendinizi yavaşça olgunlaşmaya terk edin ve göreceksiniz ki içinizle dışınız bir olacaktır.  Rüyanızdan uyanacaksınız ama onu hiç kimseye anlatamayacaksınız.”
 
WuMen “Kendinizi yavaşça olgunlaşmaya terk edin” diyor. Bu terk etme durumuna ‘teslimiyet’ diyebiliriz. Günümüzün düşünce tarzında ‘teslimiyet’ yanlış bir anlam kazanmıştır. İnsanın sanki esir olması, kendi iradesinden vazgeçip başkasının iradesini kabullenmesi gibi anlaşılıyor. Oysa ki teslimiyet demek istek ve ihtiraslarını, takıntılarını kontrol etmek, hayatta daha kabullenici olmak anlamını taşır. İnsana değil, RUHSALLIĞIN TEMEL İŞLEYİŞ PRENSİPLERİNE teslim olun yani Rab’binizi bilin anlamını taşır gerçek teslimiyet kavramı. Çünkü kendini Bilen Rab’bini bilir.
  Teslimiyet, kendi egomuzu frenleyerek sözle anlatılamayan var olmayı yani görünenin ardındaki görünmeyeni anlamaya çalışmak demektir.

Zen Nedir ?

Posted by Orkan Sakura On 03:17




Zen Nedir?

" Zen bir yaşama sanatıdır."
" Şu anda ve burada olmaktır."

Fakat her şeyden önce Zen, manevi bir yoldur. Yani gerçekliği mistik deneyim sonucu kavramayı amaçlayan bir yöntem. Aynı zamanda bildiğimiz mistik yollardan da oldukça farklıdır. Farkı şu şekilde açıklamaya çalışalım: Aydınlanma deneyimini gerçekleştirmiş herhangi bir kimsenin, edindiği bu deneyimi diğer insanlarla paylaşımı konusunda, önünde üç farklı seçenek olduğu söylenebilir:

1-) "Susmak". Kelimeler, ortak deneyimleri paylaşan kimseler arasında bir mana ifade eder. Hayatı boyunca hiç şeker yememiş bir kimse için "şekerin tadı" deyimi hiçbir şey ifade etmez. Aydınlanmayı yaşamamış bir kimse için de, aydınlanmış bir kimsenin sözleri hiçbir şey ifade etmeyecektir. Örneğin; "Her şey boşluktur." önermesi bizim için anlamsızdır. Ayrıca birtakım şeyler, kişinin içerisinde yaşadığı toplumun koşullandırmalarına aykırı olabileceğinden, toplum bu tür bir bilgiyi kaldıramayabilir. Dahası, toplum koşullanmalarına ters bir şey söyleyen kimse zarar görebilir. Tıpkı birtakım sufilerin, sünni inanca uymayan manalar içeren sözlerinden dolayı katledilmeleri gibi. İnsanların, sahip oldukları koşullandırmalardan dolayı kendisini anlayamayacaklarından, aydınlanmış kimse tamamen susmayı seçebilir.

2-) "Toplum koşullanmalarına uygun anlatım yöntemleri ile gerçekliği insanlara dolaylı yollardan sunmak". Mesela Hristiyan bir toplumdaki bir ermiş, çevresindeki insanların şartlanmalarına uygun şekilde, yani bir Tanrının varlığı ve onun son peygamberinin İsa olduğu gibi temel koşullanmalarına ve inançlarına uygun şekilde gerçekliği anlatabilir. Normal şartlarda kendisini dinlemeyerek aydınlanma şansını tepecek insanlara, böylelikle manevi yolda rehberlik edebilir. Ki muhtemelen kendisi de benzeri bir yolla öğretmeni tarafından yönlendirilmişti. Genel olarak tüm dinlerdeki mistik öğretiler bu tür bir yolla iletilir. Bu yöntem biraz dolambaçlı bir yöntemdir. Çünkü bir yandan insanlar sahip oldukları koşullandırmalardan arındırılırken, bir yandan da başka yönlerde koşullandırılırlar. Yolun daha ilerdeki safhalarında, bu son koşullandırmalar da elenerek, gerçeğin önündeki tüm perdeler tamamıyla kaldırılır.

3-) "Gerçekliği görmemizi engelleyen tüm şartlanmaları doğrudan doğruya ortadan kaldırmaya çalışarak" insanların gerçekliği dolaysız bir şekilde kavramasını sağlamak. İnsanlara ne bir felsefi teori, ne de bir dini inanç sunmadan, onların fikir ve inançlarına doğrudan müdahale etmeden, teori yerine tamamen pratik çalışmalara yönelerek aydınlanma yolunda rehberlik etmek. İşte bu da Zen Budizmi'nin yoludur. Dolayısıyla bir kimsenin Müslüman, Hristiyan veya ateist oluşu bir Zen öğrencisi olması için bir engel değildir.
"Sözlere, yazılara bağlanmadan,
Kutsal yazıların dışında bir iletim yolu,
İnsan doğasına doğrudan bir yaklaşım.
Kendi doğasını tanıyıp, gerçekliği kavramak."

( Bodhidharma)

Zen Ustaları İle Öğrencileri Arasında Geçen Birkaç Diyalog

Bu diyaloglardan anlayabileceğiniz gibi Zen, alışlık olduğumuzun oldukça dışında, gizemli bir iletim yoludur.

Buda'nın vaazını dinlemek üzere keşişler bir araya toplanmışlar. Ne var ki Buda, vaaz vermek yerine, önündeki çiçeklerden birini eline almış ve bir şey söylemeden topluluğa göstermiş. Hiç kimse bir şey anlamamış. Sadece yaşlı bilge Mahakasyapa, Buda'nın bu hareketinin anlamını o anda kavrayarak hafifçe gülümsemiş. Geleneksel anlatıma göre bu olay Zen Budacılığının başlangıcı olmuş.

Budist Çin İmparatoru Wu, Bodhidarma'ya demiş ki; " Saltanatım süresince pek çok Budist tapınakları yaptırdım. Pek çok kutsal kitapları el yazması ile çoğalttırdım. Pek çok sayıda kadın ve erkek keşişe bakıp gözettim. Bu çabalarımın karşılığında kazandığım ödül nedir?"
Bodhidarma; "Hiçbir ödül kazanmadınız." diye açıkça cevap vermiş.
Beklediği yanıtı alamayan imparator bu kez "Kutsal doktrinin temel ilkesi nedir?" diye sormuş.
Bodhidharma'nın cevabı " Büyük bir boşluk. İçinde de kutsal olan hiçbir şey yok" olmuş.
Sonuçta imparator yine anlamamış.

Tao Hsin: Özgürleşmenin yöntemi nedir?
Seng Tsan: Seni kim bağlıyor?
Tao Hsin: Hiç kimse
Seng Tsan: Peki öyleyse... Niçin özgürlüğü arıyorsun?


Fa Yung ıssız bir tapınakta münzevi yaşamı sürüyormuş. O kadar kutsal bir kimseymiş ki ona hep kuşlar çiçek getirirmiş. Tao Hsin de, ününü duyup Fa Yung'u ziyaret etmeye gitmiş. İkisi görüşürlerken o sırada pek yakınlarında vahşi bir hayvan kükreyince Tao Hsin birden bire irkilmiş. Onun korkup irkildiğini fark eden Fa Yung gülümseyerek "Görüyorum ki o hala seninle birlikte..." demekten kendini alamamış. Böylece hala benlik denen yanılgıdan kendisini bütünüyle kurtaramamış olduğuna dokundurmak istemiş.
Bir aralık Tao Hsin de, Fa Yung'un her zaman oturmaya alışık olduğu kayanın üstüne Çin harfleri ile "Buda" yazmış. Fa Yung gelip de oturacağı yerde Buda'nın adını görünce duraklamış. Bu kez Tao Hsin "Görüyorum ki o hala seninle birlikte" demiş. Fa Yung bu söz üzerine tam olarak uyanıp aydınlanmış. Bir daha da kuşlar ona çiçek getirmemişler.

Zen'in beşinci piri Hung Jan bu görevi artık bırakmak istediğini ve yerine geçecek kişiyi bir şiir yarışması ile belirleyeceğini ilan etmiş. Herkes o sıralarda manastırın en sivrilmiş keşişi olan Shen Hsiu'nun kazanacağından eminmiş. Shen Hsiu şöyle bir şiir yazıp duvara asmış:
"Gövde bilgelik ağacıdır,
Zihin ise parlak bir ayna.
Onu hep temiz tutmalı ki
Üzeri toz tutmasın."

Ertesi sabah bu şiirin yanında bir şiir daha asılıymış:
"Ne bilgelik ağacı var,
Ne de parlak bir ayna.
Yok boşluktan başka bir şey,
Toz nereye konacak."

Bu şiir, daha sonradan yarışmayı kazanarak pirlik görevini devralan eski aşçı yamağı Hui Neng'e aitmiş.

Bir grup keşiş, bir aşçı yamağının pir oluşunu içlerine sindirememiş ve Hui Neng'in peşinden giderek ondan pirlik sembolü olan cüppeyi geri almak istemişler. En sonunda onu bir dağa geçidinde yakalamışlar. Hui Neng cüppeyi çıkarıp bir taşın üstüne koymuş ve demiş ki: "Bu cüppe bizim pirlik inancımızın simgesidir. Ama gene de onu zorla alabilirseniz alın"
Cüppeyi almaya çalışan keşiş onun ne kadar ağır olduğunu gördüğünde şaşırmış. Cüppe öylesine ağırlaşmış ki keşiş onu kaldıramamış. Bunun üzerine korkarak demiş ki: "Aziz kardeşim, ben buraya cüppeyi değil, öğretiyi almaya geldim. Ne olur beni yanılgıdan, cehaletten kurtar."
Hui Neng şöyle demiş: "Eğer öğrenmek için geldinse her türlü sabırsızlığı, her türlü özlemi bir yana bırak, ne iyiliği ne kötülüğü düşün. Kendi gerçek yüzünü, hatta ananla babanın seni tohumlamadan önceki haliyle görmeye çalış."
Bu sözlerin uyandırdığı karmaşık duyguların etkisi ile gözyaşı içinde kalan keşiş saygıyla ustaya yaklaşarak: "Bu anlamlı sözlerin arkasında ayrıca gizli bir anlam var mı?" diye sormuş.
Hui Neng: " Sana söylediğim şeyde gizli bir şey yok. Eğer derinlemesine kendi içine dalar da daha dünya var olmadan bile var olan gerçek yüzünü keşfedebilirsen işte, giz senin kendinde!" demiş.

Tan Hsia bir gece Budist bir tapınakta misafir kalmış. Hava da adam akıllı soğukmuş, tahta Buda heykellerinden birini yakıp ısınmış. Tapınak bekçisi Tan Hsian'ı yakalayıp; "Bu ne cüret! Sen nasıl kutsal Buda'yı yakarsın!" diye çıkışınca, bir şey arıyormuş gibi yanan heykelin küllerini karıştırmaya başlamış. Bekçi ne aradığını sorunca da:
"Buda'nın kutsal kalıntılarını arıyorum." diye yanıt vermiş. Bekçi dayanamamış:
"Tahta Buda'da kutsal kalıntı ne arasın?" demeden edememiş. Bu kez Tan Hsian bekçiye;
"Eğer kutsal kalıntı yoksa geriye kalan şu iki tahta Buda'yı da ver de yakıp ısınalım
" demiş.

Huai-Jang, gece gündüz meditasyon çalışması yapan Ma-Tsu'ya, "Oturup meditasyon yapmaktan amacın nedir?" diye sormuş.
Ma-Tsu "Budalığa erişmek (aydınlanmak)" olduğunu söyleyince Huai-Jang eline bir tuğla alıp onu taşa sürterek cilalamaya koyulmuş.
Ma-Tsu, "Ne yapıyorsun usta?" diye sorunca da "Ayna yapacağım" demiş.
Ma-Tsu şaşarak "Hiç tuğladan ayna olur mu?" deyince de "Hiç boş boş oturup meditasyon yapmakla Buda olunur mu?" diye sormuş.

Pai-chang'a gerçeğe ulaşmak için bir disiplin uygulayıp uygulamadığını sormuşlar.
"Evet, uygulama yapıyorum." diye yanıt vermiş.
"Ne gibi bir uygulama yapıyorsun?" diye sorduklarında da,
"Acıkın yiyorum, uykum gelince uyuyorum" diye yanıt vermiş.
"İyi ama herkesin yaptığı da bu değil mi? O halde onların da gerçeğe ulaşmak içlin bir disiplin uyguladıklarını söyleyebilir miyiz?"
"Hayır."
"Neden?"
"Çünkü onlar yemek yerken sadece yemiyorlar, başka değişik şeyler düşünüyorlar. Bu yüzden de zihinlerini karmakarışık ediyorlar. Uyudukları zaman da uyumuyorlar. Bin bir düşün hayalini görüyorlar. İşte bunun için onlar benim gibi değiller."

Genç bir keşiş Chou Chou'ya gelerek Zen gerçeği konusunda aydınlanmak istediğini söylemiş. Usta buna karşılık olarak sormuş:
"Bu sabah kahvaltı ettin mi?"
"Evet, usta."
"Öyleyse git ve bulaşıklarını yıka"

26 Temmuz 2012 Perşembe

Havas İlmi Nedir? Şartları Ve Usulü Nelerdir?

Posted by Unknown On 23:26

Havas İlmi


Havas ilmi Kur'ân ve sünnet üzeri yapılan manevî bir tedavi şeklidir. Bir ismi de RUKYE ilmidir. Rukyecilik Allah Resûlü (S.A.V)'in tedavi şeklidir. Bu tedavi, mânâ âleminin doktorlarından ve mürşidlerinden alınan himmet ile yapılır. Bir adı da 
gizli ilimlerdir. Allah'ın ilmidir, bu ilme sahip olmak için çok uzun bir eğitim sürecinden geçilir. Bu ilmi öğrenebilmek için bir öğretici bir mürşid esastır. Bir şeyhten yetki ve himmet alınmadan yapılmaz. Havas ilmi, Rahmani cihetten melekler,hüddamlar ve manen güçlü mümin cinlerle irtibata geçerek kâfir cinlerle mücadele etmek için Allah tarafından verilen bir ilimdir. Elde edilmesi çok zordur. Bu ilmin delillerinden bir taneside FETİH SURESİNİN 4.ayetinde geçer.

.İmandaki yakînlerini iyice artırsınlar diye müminlerin kalplerine sekîne indiren O’dur. Göklerin ve yerin orduları Allah’ındır. Allah her şeyi hakkıyla bilir, tam hüküm ve hikmet sahibidir.


Havas alimlerinin görevi bedene giren, insanlara musallat olan kâfir, suflî cinleri oradan çıkarıp bedeni bu cinlerden temizlemektir. Havas alimleri fizik âlemindeki doktorlar gibidirler, onların kendilerine has metodları vardır. 
Bugün piyasada bulunan medyumların hiç biri havas alimlerinin yaptığı işi yapamaz.


Kur’an’ı kerim’deki Sure-i şerifelerin ve Ayeti kerimelerin, Esma-i ilahiyye ve Evrad ı celilelerin hassa ve te’sirlerini konu edinen bu mübarek ilim 80 küsur İslami ilimden birisidir. Havas ilminin geçmişi Sahabe ve Tabiin dönemine kadar uzanır.

Hz. Ali, Hz. İbni Abbas ve Hz. İbni Selam gibi bazı Sahabiler ile Tabiinden Hasan Elbasri, Mukatil ibn-i Süleyman ve kelbi, Ca’fer Essadık gibi bazı Zevatı Kiram bu ilimle uğraşmışlardır. Sonraki asırlarda İmam Ahmed Elbuni, Şeyhi Ekber Muhyiddin’i Arabi, İmamı Deyrebi ve büyük Muhaddis İmamı Abdullah Yafii ile Ebu bekr İbni Vahşiyye ve Celdeki gibi büyük Alimler ve mübarek Veliler bu sahada kıymetli Eserler te’lif etmişlerdir.

Bu İlimle meşgul olan Alimlerden biriside Hüccetül İslam İmamı Muhammed Gazali hazretleridir. Havassül Kur’an ve El evfak gibi muazzam eserleri vardır. Bu azametli İlim uçsuz bucaksız bir Okyanus gibidir. Bir çok dallara Ayrılmıştır.

Özellikle Havas İlminin en önemli uğraşlarından birisi olan Vefkler'in pek büyük etkisi olup Mü’minlere bir atiyye ve Rahmeti İlahi’dir. Ayrıca bir çok hastalıkların tedavisinde Kur’an Ayetlerini gerek kıraat etmenin, gerek Yazarak istimal etmenin pek mu’ciz etkileri yüzyıllardır müşahede edilmektedir.

Sözün özü bu ilme vakıf olan kişiler pek çok çaresiz hastalıkları biiznillah Şifaya kavuşturur, birbirlerine dargın olan kimseleri barıştırır ve şer maksatla, Mevla’nın razı olmadığı hususlarda birleşmiş ehli fesat kişileri birbirinden ayırır. Velhasıl Müslümanların dert ve müşkilatlarına derman olurlardı. Bu günde bu güzide ilmin derin sırlarından yararlanarak insanlara faydalı olmak Tabii ki mümkündür.Ama mümkündür derken herkesin yapabileceği bir ilim değildir.Bunun için tefsir ,hadis,fıkıh ve tasavvufla ilgili bilgilerde gereklidir.Özellikle tasavvuf ilminde bir mürşidi kamilden icazetli olmak şarttır.Aksi halde çok tehlikelidir.
Hz. Kur’an’ın hassa ve te’sirleri de tıpkı hükmü gibi kıyamete kadar bakidir.HER İŞ HER İLİM EHLİNEDİR.Öyle olmasaydı herkes bugün kafasına göre doktor olurdu mühendis olurdu ,alim olurdu ama istidat meselesi vardır ve ilahi hikmetler dairesinde herşey yerine göre verilir.

---------------

ŞER’İ TEVESSÜLÜN Şartları

Havas ilminde ; Peygamberleri a.s ,Allah c.c dostlarını r.a istenilen şey için vesile kılarken ve ruhanileri çağırıp onlardan bir şey isterken aşağıdaki şartlar dahilinde olması şarttır.Okunan dua veya azimetin manasının bilinmesi bu açıdan çok önemlidir yoksa bilmeden kaş yapayım derken göz çıkarılması an meselesidir aman dikkat...

“İnsanların çoğu tevessülün hakikatini anlamakta hata etmektedirler. Bu nedenle doğru bir tevessülün anlaşılması gereken şeklini açıklayacağız. Bu konuya girmeden bu doğruları belirtelim;

Birincisi;

Niyetin mutlaka edeb dışı bir şey olmamasıdır ve Muhakkak ki tevessül duanın yollarından sadece biridir, Allah Sübhanehu ve Teala’ya yönelmenin / teveccühün kapılarından bir kapıdır. Hakiki ve asıl maksat sadece Allah Sübhanehü ve Teala’dır. Kendisi vesile yapılan kişi sadece Allah Sübhanehu ve Teala’ ya yaklaşmak için vasıta ve vesiledir. Kim bunun dışında bir şekilde inanırsa şirk koşmuş olur.

İkincisi;

Bu vasıta ile tevessül yapan kişi tevessülü ona olan muhabbeti ve onu Allah Sübhanehü ve Teala’nın o vasıtayı (aracıyı) sevdiğine inandığı içindir. Şayet bunun zıttı o kişide ortaya çıksa tevessül yapan kişi o vasıtadan en uzak olan olanı ve onun bu hallerini çirkin görmekle insanların ona karşı en şiddetlisi kesilir.

Üçüncüsü;

Şayet tevessül yapan kişi / mütevessil, kendisini Allah Teala’ya vesile kıldığı kişinin Allah Teala gibi veya ondan düşük bir durumda kendi başına fayda ve zarar vereceğine inansa şirke girer.

Dördüncüsü;

Tevessül (dini açıdan illa da) lazım /gerekli ve zaruri bir emir değildir. Duaya olan icabet de tevessüle bağlı değildir. Asıl olan Allah Teala’ya mutlak duadır. Allah Teala şöyle buyurmaktadır; “ Kullarım benden sana sorduklarında; ben onlara çok yakınım” “ Deki; İster Allah diye ister Rahman diye dua edin her ne ile dua ederseniz, güzel isimler onun içindir.”

Beşincisi ;

Ruhanileri çağırıp onlardan bir şey istemeden önce mutlaka yukarıdaki adaba uymalı ve onlarıda yaratanın ve o özellikleri kendilerine verenin Allah'u Teala c.c olduğunu asla unutmamalıdır. Bunun için azimet gibi bir şey okunacağı zaman evvela Fatiha ,İhlas , Salavatı usulüne göre okuyup Cenab-ı Allah'a c.c maruzatımız neyse duamızı etmeli ve o ruhanilerin bize bir vesile olarak yardımcı olmalarını da istemeliyiz çünkü bize ulaşan her nimet mutlaka bir vesileler ,sebebler dairesinde Allah'ın c.c izni ve inayetiyle ulaşır.
Günlük hayatımızda da resmi yada gayri resmi bir işimiz olduğu zaman aynı edebi gözetmemiz şarttır.

MESELA ;

Nasıl resmi makamdaki bir görevliyle işimiz olduğunda ona muracat edip işimizin yapılması için talepte bulunuyorsak RUHANİLERLE olan irtibat sebebide bunun gibidir.Bunu şirkle karıştıranlar eğer dünya işlerinde de Allah'a c.c dua etmeden işleri için bir görüşme yapmaya gidip o işin yapılabilmesi için gerekli kişilerle görüşüp yalnız onlardan meded umuyorlarsa yani ;yukarıdaki TEVESSÜL şartlarına uymazlarsa asıl onların kendileri kendi iddalarına göre yine şirktedirler de haberleri yoktur... 
Kısacası Bu Konuların Maddi Manevi ,Ruhani yada Beşeri Diye Bir Ayırım Şekli Yoktur... 
Usul Olmadan Vusul Olmaz VESSELAM...



Hiç Bir Yerden Değildir...

Verdiğim özel çalışmaları kaynak göstermeden yapanlara hakkım helal değildir.

-------------------------------------------
Havas İlminin Şartları ve Yapılışı

Bu ilmin şartları Ulemaların temel kaideleri üzerine kurulmuş olup, bu şartlara uyulmazsa yapılan ameller gerçekleşmez.

İlk olarak şunu kesinlikle belirtelim ki;

İslam'a ve KURAN-I KERİYM'e ve PEYGAMBERİMİZ HZ. MUHAMMED'E (s.a.v) İMman Nurundan,İrfandan Uzaklaşmış, ALLAH C.C Dostlaroının Önemini Bilmeyen TAasavvufu Bir Felsefe olarak Gören ,Her Şeyi Madde Planında Görüp Ona Göre Ölçüp Biçmeye Çalışan Doğlu ve Batılı Müsteşriklerin ve Felsefeci Metafizikçilerin Kendi kıt anlayışlarına göre uydukları Tanım ve Kurallara Tabiii Olmuş Kişilerin Havas İlminden Yana Hiç Bir Nasipleri Yoktur ve Olamazda...Bu Kişiler Olsa Olsa İstidarac Kapısından İçeri Girmiş Kendini bilmez zavallılardır..

Allah Teala' nın sırlarından önemli bir kısmı ; harflerinde, isimlerinde ve Ayeti Kerimelerinde olup, bu sırlarıda Salih kullarına ihsan eder. Nitekim Allah c.c. Kurani Kerimde Mü'min Suresinin 60. Ayeti Kerime sinde şöyle buyurur:

Bismillâhirrahmânirrahiym. Udûnî istecib leküm.
( Bana ibadet ve dua edinki, karşılığını vereyim ).

Bu Havas ilmiyle amel etmenin bazı şartları olup, bu şartlar yerine getirilmediği sürece yapılan bir amel asla gerçekleşmez.En az 7 şartın yerine getirilmesi lazımdır...! Bu mübarek ilmin şartlarıda şöyledir:

1. Kesin karar :Yapacağın bir amelden hiçbir zaman şüphe etmemek. Çünkü şüphe yapılan bir ameli bozar. Peygamberimiz Hazreti Muhammed (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır:

Üdullâhe ve entüm mûkinûne bil icâbeh.
( Allah'a c.c dua ederken kabül olacağına inanarak dua ediniz).
Bu hadisi şerife uyarak, imanı kamil ile amele başlamak ve kalben inanarak Allah'a (Celle Celalüh) yönelmelidir.

2. Sabır etmek: Bıkmadan, yorulmadan, usanmadan, tam sabır ve rabıta ile başlamış olduğun işin muvaffakiyetle neticelenmesine kadar devam etmelidir. Allah Teala hazretleri Kuran-ı Kerimde şöyle buyurmuştur:

Yâ eyyühellezîne âmenus birû ve sâbirû ve râbitû vette kullâhe lealleküm tüflihûn.
(Ey İman edenler! Sabredin ve sabırlı olma yarışında ileri geçin ve bütün varlığınızla Allah c.c. a bağlanınız. Ve Allah'tan korkunki, kurtuluşa erişesiniz. Sure-i Al-i İmran, Ayet 200 ).
Çünkü çalışan amacına ulaşır ve her çalışanında bir nasibi vardır. Peygamber efendimiz Hazreti Muhammed (sa.v.) şöyle buyurmuşlardır:

Men sabera zafera.
(Sabır eden zafer bulur).

3. Sır saklamak: Ne yapacağını ne okuduğunu veya üzerinde çalıştığın bir işi hiç kimseye söylememek ve sezdirmemek lazımdır. Hazreti Muhammed (s.a.v.) efendimiz şöyle buyurmuştur:

İsteînû alâ kadâi havâyiciküm bil kitmân.
(Hacetlerinizin husule gelmesi için, sırrınızı saklamakla yardımcı olunuz). Ameli tenha ve kimsenin görmediği bir mahalde yapmak. Hiç kimseyede şöyle böyle yaptım yahutta şunları bunları yaparım deme! Hazreti Ömer r.a. efendimizin ;"Sırrını saklayan kendinden emin olur" sözü meşhurdur.

4. Müttaki olmak:Elden geldiğince Manevi yolda yükselmek ve başarıya ulaşmak takva ile olurki, Cenabu Hak Taha Suresi nin 132. Ayeti Kerimesinde:

Vel âkibetü littakvâ.
(Güzel akibet takva ile elde edilir).
diye buyurmuştur. Bunlarda haram yememek, helal yiyip içmek, giybetten kaçınmak ve gıybet etmemek, yalan söylememek, sıdka ve nasihata önem vermek, kötü gözle bakmamak, insanlara eziyet etmemek ve eziyete dayanmak, insanlara şevkat ve merhametle bakmaktır.

5. Acele etmemek: Yapacağın bir ameli acele etmeden huzuru kalb ile yapmak, zihnindeki bütün düşüncelerden (Aile, mal, sevinç, korku, üzüntü vb.) uzak olup, kuvvetini himmetini, iradeni ve arzunu bir noktada toplaki, muradın hasıl olsun. Yaptığın işi severek ve isteyerek yap. Alelade baştan savma yapılan işlerden hayır gelmez.

6. Temiz olmak: Devamlı taharet üzere olmalı, bedenin, elbisen ve olduğun yer, hele hele kalbinin temizliğine çok dikkat et.

7. İcazetli Olmak: Bu işi yapan kişinin gerçek bir evliyadan , ilmi ledünde tasarruf sahibi bir Allah c.c dostundan icazetli (İzinli) olması şarttır( Medyum ,Baba Ocğı, Cincilerden vs... İcazed Alınamaz Çünkü Onların Kendilerine Hayrı Yoktur ). İcazetsiz kişi babasız çocuk gibidir. Yani manevi devletin arkanda olması şarttır yoksa Hem Yaptığın İş Neticelenmez Hemde İblislerin Eline Düşer Yem Olursun NEUZUBİLLAH , ALLAH C.C Korusun

8. Teşhis etmek: Bir kimseye şeriat edebleri dahilinde muhabbet, celb, tefrik, taslit, irsali hatif, davet, hastalandırmak ( Zulum için değil Zalime Haddini Bildirmek İçindir Aksi Halde Yapana Ağır Diyet Ödetirler ), hastayı iyileştirmek veya buna benzer ameller yapmak istediğin zaman o kişinin rengini, suretini, boyunun uzunluğu ve kısalığını yaşlı veya genç olduğunu teşhis (Tanımak) edersin. Şayet bunları bilmiyorsan, o kişinin annesi ismiyle yazarsın. Annesinin isminide bilmiyorsan Havva olarak kabül eder ve yazarsın. Teşhis isim vermekten daha tesirli olup, dahada tesirlisi teşhis ve isimleri beraber kullanmaktır.

9. Riyazatlı olmak: , Gerekirse Oruçlu Olmak: Hayvan eti ve hayvandan çıkan süt, bal, yumurta ayrıca soğan, sarımsak veya bunlara benzer kokusu kötü olan gıdalar yememek, mideninde boş veyahutta gereğinden fazla tıka basa tok olmaması lazımdır.

10. Himmetli olmak: Yüce şeyleri sefil işler için alet etme! Zira Hak Teala hazretleri Bakara Suresi nin 41. Ayeti Kerimesinde şöyle buyurmuştur:

Velâ teşterû bi âyâtî semenen kalîlâ.
(Benim Ayetlerimi az bir bahaya satmayın). Allah Teala nın Ayetlerini kötü işlerde ve kötü niyetlerde kullanmayınız!

11. Amel zamanını bilmek: Yapılacak amelin gününü ve saatini iyi tayin edip, gezegenlerin özelliklerine göre yapmak, gerekli tütsü ve drogları. Ayrıca amel günü menkut (Noktalanmış) gün olmamalıdır. Her Arabi ayın, 3. 5. 13. 16. 21 . 24. ve 25. günleri menkut günlerdir. Hayırlı amellerini bu menkut olan günlerde yapma! Hayırlı ameller Kamerin nurunun ziyade olduğu günlerde, şer ameller ise Kamerin muhaka olduğu (Her Arabi ayın son üç gecesi) günlerde yapılır.

12. Kıbleye yönelmek: Bir amel yaparken kıbleye doğru yönelerek yazmak. Yazıları aslına göre düzenlemek ve yerine koymak. Yazılan isim veya Ayeti Kerime ise geride olan bir kelimeyi veyahutta harfi öne, önde olan bir kelimeyi veya harfide geriye almamalıdır. Ayrıca yazınında çok güzel olması lazımdır. Yazılan vefk ise vefkin hane sırasına göre rakam veya harfleri yerine koymak, rakamları veya harfleri güzel yazmak ve vefkin hanelerini eşit olarak çizmek lazımdır.

13. Salavati şerife getirmek: Her amelden önce ve sonra Hazreti Muhammed (s.a.v.) e Salavati şerife getirmek. Peygamber efendimiz Hazreti Muhammed Mustafa ( s.a.v.) bu konuda şöyle buyurmuştur:

Edduâ beynes salâteyni aleyye lâ yüraddü.
(İki salavat arasında yapılan dua geri çevrilmez).
Şu mübarek Salavati şerife çok faziletlidir:

Allâhümme salli alâ seyyidinâ ve Mevlânâ Muhammed in nebiyyi ve alâ âlihi ve sahbihi ve sellim. Adede halkıke ve ridâe nefsike vezinete arşike ve midâde kelimâtik.

14. İstihare: Her amelden önce İstihare yaparsan, yapacağın işte basiretli olursun. İstiharenin yapılışı şöyledir: İki rekat namaz kılarsın. Birinci rekatta Fatiha ile Kafurun suresini, ikinci rekatta Fatiha ile İhlas suresini okuyup, selam verdikten sonra, şu İstihare duasını 3, 5, veya 7 defa okursun. Okunacak İstihare duası budur:

Allâhümme innî estehîrüke bi ilmike ve estakdirüke bi kudretike ve eselüke min fadlikel azîm. En tübeyyene lî âkibeti emrî (fişşey-i el fülani ve yezküru haceti) Parantez içindeki yazılı ibarede hacet her ne ise içinden geçirirsin. Fein kâne hayran fe eşrahlehü sadrî ve veffiknî li amelihi ve in kâne şerran fasrifhü annî vasrifnî anhü inneke alâ külli şeyin kadîr.

Kalbinde ferahlık ve huzur bulursan yapacağın ameli başaracağına vede muradına ereceğine inanarak yaparsın. Şayet ruhun daralırsa bırakırsın. İsrar edersen senin zararına olur. İstihare tam uyanık bir şekilde ve kalpten Allah Teala nın kudretine inanarak olmalıdır. Çünkü gerçekleri ve akibeti bilen yalnız O'dur.

15. Ruhanileri hakir ( Aşağılık ) işlerde kullanmamak: Ruhanileri hakir ameller için kullanmak istersen, onlara hakaret etmiş ve aşağılamış olursun. Ruhaniler şeriata göre hareket ettiklerinden dolayı şüpheli olan hiçbir ameli yapmazlar. Onları şeriata aykırı olan işlerde sakın kullanmaya kalkma Yoksa Maddi ve manevi Ağır Diyet Ödetirler! Ayrıca istenen her olur olmaz hacetide Ruhanilere sorma!

16. Azimetleri ezberlemek: Ruhaniyetlere okuyacağın Azimetleride çok iyi ezberlemeli ve okurken orjinal Kuran Diliyle okumalıdır aksi halde anlamları ve manevi etkisi tersine döner ve zarardan ,şeytanları başınıza toplayıp kendinize ,ailenize musallat etmekten başka bir şey elde edemezsiniz... Azimeti kitaptan veya levha üzerinden okumak yeterli değildir. Çünkü kalbin yazı ile iştiğal olup, gerekli olan huşu gider. Buda erkanların en gereklisi olan teveccühü ortadan kaldırır.

17. Amelin yapılışı:Yapacağın bir amelde levha üzerine yazman gerekirse, yazıyı demirden bir mil ile levha üzerine nakşedersin. Kağıt veya deri üzerine ise kamış ile yazarsın. Kamışın ucunu yontacağın zaman üç defa:

Âhin , deyip Talak Suresi nin 3. Ayeti Kerimesi olan şu Ayeti Kerime yi:

Ve men yetevekkel alellâhi fe hüve hasbühü innallâhe bâliğu emrihi kad cealallâhü li külli şeyin kadrâ.
okursun. Kamışın ucunu kestikten sonra kamışı eline alıp:

Kataatü kalemî li ecli ameli kezâ ve kezâ.
dersin. Maksadın her ne ise onu söylersin.
Bu şartlardan sonra Ebced hesabını, yirmisekiz 28 harfin anasırını, harflerin nurani ve zülmanisini, anasırın tabiatlarını, birbirine dost ve düşmanlığını, gezegenlerin özelliklerini, dost ve düşmanlığını, harflerini, buhurlarını, ayrıca said ile nahıslığını, sonra burçların özelliklerini, dost ve düşmanlığını, kamerin menzillerini, kamerin hangi burçta bulunduğunu, güneşin hangi burçta olduğunu bilmelisinki vakitlerin sırları zuhur etsin.
İnşaallah kafidir vesselam...

Ek bölüm olarak...


Havas İlminde ŞER’İ TEVESSÜLÜN Şartlerı

Havas ilminde ; Peygamberleri a.s ,Allah c.c dostlarını r.a istenilen şey için vesile kılarken ve ruhanileri çağırıp onlardan bir şey isterken aşağıdaki şartlar dahilinde olması şarttır.Okunan dua veya azimetin manasının bilinmesi bu açıdan çok önemlidir yoksa bilmeden kaş yapayım derken göz çıkarılması an meselesidir aman dikkat... !

“İnsanların çoğu tevessülün hakikatini anlamakta hata etmektedirler. Bu nedenle doğru bir tevessülün anlaşılması gereken şeklini açıklayacağız. Bu konuya girmeden bu doğruları belirtelim;

Birincisi;

Niyetin mutlaka edeb dışı bir şey olmamasıdır ve Muhakkak ki tevessül duanın yollarından sadece biridir, Allah Sübhanehu ve Teala’ya yönelmenin / teveccühün kapılarından bir kapıdır. Hakiki ve asıl maksat sadece Allah Sübhanehü ve Teala’dır. Kendisi vesile yapılan kişi sadece Allah Sübhanehu ve Teala’ ya yaklaşmak için vasıta ve vesiledir. Kim bunun dışında bir şekilde inanırsa şirk koşmuş olur.

İkincisi;

Bu vasıta ile tevessül yapan kişi tevessülü ona olan muhabbeti ve onu Allah Sübhanehü ve Teala’nın o vasıtayı (aracıyı) sevdiğine inandığı içindir. Şayet bunun zıttı o kişide ortaya çıksa tevessül yapan kişi o vasıtadan en uzak olan olanı ve onun bu hallerini çirkin görmekle insanların ona karşı en şiddetlisi kesilir.

Üçüncüsü;

Şayet tevessül yapan kişi / mütevessil, kendisini Allah Teala’ya vesile kıldığı kişinin Allah Teala gibi veya ondan düşük bir durumda kendi başına fayda ve zarar vereceğine inansa şirke girer.

Dördüncüsü;

Tevessül (dini açıdan illa da) lazım /gerekli ve zaruri bir emir değildir. Duaya olan icabet de tevessüle bağlı değildir. Asıl olan Allah Teala’ya mutlak duadır. Allah Teala şöyle buyurmaktadır; “ Kullarım benden sana sorduklarında; ben onlara çok yakınım” “ Deki; İster Allah diye ister Rahman diye dua edin her ne ile dua ederseniz, güzel isimler onun içindir.”

Beşincisi ;

Ruhanileri çağırıp onlardan bir şey istemeden önce mutlaka yukarıdaki adaba uymalı ve onlarıda yaratanın ve o özellikleri kendilerine verenin Allah'u Teala c.c olduğunu asla unutmamalıdır. Bunun için azimet gibi bir şey okunacağı zaman evvela Fatiha ,İhlas , Salavatı usulüne göre okuyup Cenab-ı Allah'a c.c maruzatımız neyse duamızı etmeli ve o ruhanilerin bize bir vesile olarak yardımcı olmalarını da istemeliyiz çünkü bize ulaşan her nimet mutlaka bir vesileler ,sebebler dairesinde Allah'ın c.c izni ve inayetiyle ulaşır.
Günlük hayatımızda da resmi yada gayri resmi bir işimiz olduğu zaman aynı edebi gözetmemiz şarttır.

Mesela ;

Nasıl resmi makamdaki bir görevliyle işimiz olduğunda ona muracat edip işimizin yapılması için talepte bulunuyorsak RUHANİLERLE olan irtibat sebebide bunun gibidir.Bunu şirkle karıştıranlar eğer dünya işlerinde de Allah'a c.c dua etmeden işleri için bir görüşme yapmaya gidip o işin yapılabilmesi için gerekli kişilerle görüşüp yalnız onlardan meded umuyorlarsa yani ;yukarıdaki TEVESSÜL şartlarına uymazlarsa asıl onların kendileri kendi iddalarına göre yine şirktedirler de haberleri yoktur... 
Kısacası Bu Konuların Maddi Manevi ,Ruhani yada Beşeri diye bir ayrım şekli yoktur... 
Usul olmadan vusul olmaz Vesselam...

ALINTIDIR...